11 Mart 2013 Pazartesi

BEN KÜÇÜKKEN

Ben küçükken dünyanın içinde yaşadığımızı zannederdim. Dünyanın üzerinde nasıl düşmeden durabildiğimizi hatırı sayılır bir müddet anlayamadım.

Uzay mekikleri bu yüzden sivriydi dünyayı delip çıkabilmek için boşluğa.

 Uzun bir süre de "büyüyünce ne olacaksın" sorusuna "astronot" dedim.

Sonra patatesin, havucun toprağın altında nasıl buyudugunu de aklım almadı. Hatırı sayılır bir süre ağaçta yetiştiklerini zannettim. Cilegin de...

Yesil ve siyah zeytinin farklı ağaçların mahsulü oldugunu sanırdım.

Bir komsumuz vardı. Nurten teyze.  Bir gun " bana gözlerini verir misin" dedi, ağlayarak eve kaçtım ve bir daha Nurten teyzenin yanına yaklaşmadım.

4. katta oturuyorduk. Annem "sarkma seytan ceker" derdi.  Bir gün alt kat komsumuz sarkıttığım ipi muziplik olsun diye tutunca nutkum tutuldu "seytan geldi" diye saatlerce ağladım.

İstiklal marsını "Korkma sönmez bu safaklarda yüzen al sancak" yerine senelerce "korkma sönmez bu safaklarda yüzer nal ancak" diye söyledim.

Bu liste uzar arkadaş, blog calısmaya baslar yeniden.

Cümleten hosbulduk...

23 Ekim 2012 Salı

WORKING MOTHER

Bir sürü anne-çocuk dergisi var biliyorum. Bir çoğunu aldım, okudum. Daha önce bebek bakımı konularında birçok kitap da hatmettiğimden neredeyse tüm dergilerde bir bilgi yanlışlığı buldum, önce dergilerden sonra kendimden soğudum.

Şimdi dolu dolu, her sayfasından birşeyler öğrenebileceğim bir dergi var artık hayatımda. "Working Mother"yayın hayatına başladı çok şükür. Zaten bir kaç aydır internet üzerinden takip ediyordum ve ilk sayısı da bugün elime geçti. Öğlen uykumdan vazgeçip bir çırpıda okumaya başladım. Ancak diğer anne-çocuk dergileri gibi bol görsel az malzeme yok, bitiremedim, aldım kolumun altına içime bir yazma isteği peydahlandı oturdum bilgisayar başına.

Mesela şu sıralar sık duyduğum "Pinterest" de ne ki acep diye düşünürken bir baktım derginin teknoloji sayfası var açıklamışlar. Tez zamanda  bir pinterest hesabı açıla.  Hayatın içinde yaşayan bir anne olmak zor evet, editörün giriş yazısının finali de vurdu beni kalbimden; "sağlığımıza ve güzelliğimize özen göstereceğiz, modaya uzak kalmayacağız, teknolojiyi de takip edeceğiz...Kısacası üretime katkı sunan anneler olarak hayatı paylaşacağız, birbirimizden ilham alıp, birbirimize destek vereceğiz."  Allahım kafamdan geçenleri düşünen bir başkası daha var:))

Bennu Gerede röportajı da süperdi sanki bizi tarif etmiş: "düzenli ve minimalist bir ev mi? tabii ki hayır, dağınık ve yırtık koltuklar!" çok rahatladım doğrusu yeni koltuk takımı hayalimi de ertelemeye karar verdim.
Hele annelerin bebekleriyle gidip rahatça emzirebilecekleri bir sinema mı varmış? Kafamda ışıklar çaktı... Bu ve benzeri bir sürü yeni haber var bu dergide...

 App Store' dan Amerika yayınlarının uygulamasını indirmiştim. Şimdi acilen Türk versiyonunu da bekliyorum, yetkililerine duyurulur.

19 Ekim 2012 Cuma

İŞİMİ SEVİYORUM

Sabahları havaya dikilmiş saçlarımla yüzümü yıkamadan çayı demlemeyi, jaluziyi kaldırıp yeşeren nar ağacını kontrol etmeyi, sonra Ece' nin seslenmesiyle yukarı fırlayıp kardeşini uyandırmadan elele aşağıya inip onunla sabah ritüellerini gerçekleştirmeyi... Sonra haşlanan yumurtamı yemeyi unutup salondan gizlice süzülerek giyinip işe gitmeyi seviyorum.

Çok yoruluyorum evet. Ancak evin hızlı ritminden sıyrılıp arabayı park etme süresi ile beraber 9 dk. da işe varmayı çok seviyorum.

Sonra 15-18 yaş aralığını da seviyorum. Tamam 9 ve 10 ' lara biraz belki  ama 11 ve 12 lere ders anlatmak da çok keyifli geliyor bana, onların bakış açılarını seviyorum, sonra sıfır km. olmalarını da...

Hayalsiz-amaçsız olamalrına kızıyorum, şimdi diyorum, sizin yaşınızda olsaydım...Çok mu erken kuruyorum bu cümleyi bilmiyorum.

Bu Eylül' den beri oturan rutinimi seviyorum. Çalışan bir anne olmaya kesinlikle evet, yoksa bir müddet sonra çocuğa sarmaya başlıyorsun, bu kaçınılmaz, ancak çalışma saatlerinin mantık çerçevelerinde olması gerekiyor, benimki ise tadından yenmiyor, en çok da bu yüzden işimi seviyorum!

30 Temmuz 2012 Pazartesi

AKRAN SEVDASI

Kıs-ka-nı-yo-ruuum!

Bizim Ece öyle bildiğiniz "el tutup yürüyen" çocuklardan değil, hiç bir zaman olmadı. Bu yüzden ne zaman Toddler' ının elinden tutmuş tıpış tıpış yürüyen ebeveynleri  görsem çatlarım hasetimden. Bizimki "özgür willy" modunda... Ta ki bir yaşıtı, yahut tercihen kendinden 3-5 yaş büyük birilerini görene kadar. Allahım eline, boynuna sarılmalar mı dersiniz, kendi dilinde birşeyler anlatmalar mı bir muhabbet bir sohbet, bir kahkalar...

Kim ne derse desin çocuk çocuğu arıyor. Küçük yerlerde annelerin oluşturduğu oyun grupları bu yüzden hem anneler için rahatlatıcı oluyor hem de çocuklara bir şeyler katıyor. Anneler kek-pasta muhabbetindeyken bebeler desarj oluyor.

Yaz tatilinden önce Ece' nin en sevdiği saat dilimi bakıcısıyla öğlen uykusuna kadar takıldığı "park saati"ydi mesela. Bizim parkta bakıcı teyzeler ağaç altında piknik tadında çocukları oynatıyorlar. Büyükşehirlerde yoğun çalışan aileler ise oyun grupları için para ödeyerek profesyonel merkezlere başvuruyorlar. Çocuğun fiziksel ve sosyal gelişimi için fırsat sunan bu kaliteli zamanlar günümüzde parayla satın alınsa da aslında bir çoğumuz mahallelerimizdeki kumlara su katıp çamurdan köfte yaparak büyüdük. Ya da kiremit tozundan oje. En azından ben öyle büyüdüm. Ece de öyle büyüsün istiyorum. Arada bir paylaşılamayan oyuncaklardan 3.dünya savaşları çıksa da yaşasın akran kardeşliği!

Eskinin mahalle kankalığı yerini "oyun grupları"na bıraksa da işin özü aynı aslında çocuk çocuk arıyor...

24 Mayıs 2012 Perşembe

TEK BAŞINA ATEŞ

Aşıya bağlı ateş tecrübem vardı. Ama gecenin bir yarısı ağlayarak uyanan ve  minicik vücudu ateşli bir bebek varsa ortada, o ortamda panik de oluyor ister istemez. Aklımı gezdirdim. Hmm en son ne yedi, kaçta dışarı çıktı ve üzerinde neler vardı, banyo ne zaman yaptı vs.. faili meçhul bir ateş. Kurtarıcı bir fitil operasyonu, kalıcı bir çözüm için doktor trafiği, uykusuz bir kaç gece daha.-Ama gerçekten uykusuz-

Bir tuhaf boğaz enfeksiyonuna sahibiz. Peki ateşli bir bebekle hayatınızı kurtaracak materyallar neler? İşte naçizane tespitlerim:

Öncelikle bir ateşölçere ihtiyacınız var. 1 yaşına kadar kulaktan ölçme sağlıklı sonuç vermiyormuş. O yüzden dijital bir ateşölçerle popodan bakmak en sağlıklısı demişti bize Ece' nin doktoru. Tabii ki bu zahmetli bir yöntem. Gece çocuk uyurken bezini aç, poposuna yerleştir, bekle... 1 yaşından sonra yanda görülen Braun kulaktan ateşölçer' i satın aldık. Ancak bizim Ece huylu, rahat dursa 2 saniye sürecek işlemi işkence haline getiriyor. Şimdiki aklım olsa kesinlikle alından ateş alan termal bir alet edinirdim. Hani şu değdirmeden tespit edenlerden. Biraz tuzlular ama kesinlikle değer bence.

Ateşi ölçtünüz. Yüksek. Peki kaç derecede harekete geçmeli? Doktorumuz bize 38.5 a kadar ateşin normal olduğunu ve çocuğun immün sisteminin gelişmesi için bu ateşi tolore edebilmesi gerektiğini söylemişti. Hala yükselmeye devam ediyorsa ateş düşürücü bir fitil size zaman kazandıracaktır. Tabii ki doktora görünene kadar.

Stop Fever ateş düşürücü bantlardan da vardı evde ama kullanmadım henüz. Yapışkanlı olduklarından gece kullanımı için ideal görünmüşlerdi gözüme. Bu bantları 1 yaşından büyük çocuklar için kullanabiliyorsunuz.

Ece' nin ateşi düştü. İlaçlara devam. Huyu da değişti. Yemek yemiyor mesela:) Biliyorum geçici durumlar bunlar ama bazen insanın sabır sınırları da zorlanıyor. Çocuklar hasta olmasa keşke...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

GÜZELLER İÇİNDEN SENİ SEÇTİM!

İnternet üzerinden alışveriş benim için vazgeçilmez. Hem oturduğumuz yer itibari ile herşeye ulaşamayabiliyorum hem de zaten şu sıralar evden çıkma amacım çocuk parkından öteye geçemiyor.

E-bebek,unnado, trendyol ama en çok limango, markafoni' ye bakmadan gün geçirmiyorum gibi bir şey.

Peki hangi siteye nasıl güveneceğiz? Özellikle de şu günlerde pıtırcık gibi çoğaldıkları düşünülürse güvenlik sorunundan tutun da vakit kaybı ve mailbox' ın bir sürü ıvır zıvırla dolmaması için yeni bir siteye şüpheyle yaklaşıyordum.

Ancak Demet Akalın ve Hande Yener' li reklamlarından sonra Morhipo' ya üye olmuştum. Girip bakmışlığım yoktu. Geçenlerde hesabıma 15 lira yüklemişler, vesile oldu Ece' ye Puma' dan bir spor ayakkabı kaptım. Bana 30 liraya geldi, hem de 2 gün sonra kapımdaydı. Yürüdükçe ışıkları yanıp sönüyor, süper bir şey.
Limango ve diğer sitelerde ürünü aldıktan 10-20 gün sonra ancak elinizde oluyor, bazen ne aldığımı unutuyorum ya da hevesim kaçıyordu beklerken. Morhipo' da kampanya bitimini beklemiyorsunuz üstüne üstlük ürünün elinizde olacağı tarihi de veriyorlar.

Bugün bir converse sipariş ettim, yarın elimde olacak mesela:))

İade süreçleriyle ilgili bir tecrübe yaşamadım henüz. Ama morhipo' yu sevdim. Artık limango, markafoni out, morhipo in bende...

15 Mayıs 2012 Salı

ANNELERE SÜT

Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin yaklaşık 2 yıldır sürdürdüğü bir kampanya bu. Hamilelik sürecinin sonunda 3 ay, doğumdan sonra da 3 ay olmak üzere her ay 12 lt. süt hakkınız oluyor. Geçen sene Yorsan' la anlaşmışlardı. Fazla süt olunca Ece' ye bol bol sütlaç-muhallebi yapmıştım. 2012' de yeni ihale açmışlar firma değişikliğine gitmişler. Ocak ayından itibaren süt dağıtımı durmuştu. Aile hekimimizin hemşiresi cep telefonuma bir sms geldikten sonra adıma bir kart basılacağını ve süt dağıtımının devam edeceğini söylemişti; öyle de oldu. Henüz kavuşmadım sütlerime ama kağıt üzerinde 60 litre alacağım var gibi görünüyor:) Artık süt banyosu yaparız ailece...

Uygulama hoş ancak okullara süt projesindeki bozuk sütler geldikçe aklıma huzursuz olmuyor da değilim doğrusu...

Hamilelikte ve emzirme döneminde artan kalsiyum ihtiyacını küçümsemeyin hanımlar yoksa dişleriniz saçlarınız bir bir dökülür. Tecrübe konuşuyor...

Bebek kalsiyumsuz kalmıyor. Annenin deposunda yoksa şayet saçından dişinden çekiyor. Şaka değil gerçek, inanmazsanız doktorunuza sorun. Siz siz olun sütü, peyniri, ıspanağı, brokoliyi masanızdan eksik etmeyin.