22 Temmuz 2009 Çarşamba

Edith Piaf


Alper' le akşam 8' de spor salonuna gitmiş, o basket maçını yaparken ben koşu bandında 40 dk. kondüsyon tutmuştum. Eve gelince o koltukta uyuyakaldı bende elimde kumanda gezinirken Goldmax' e takıldım.

Şarkılarını her ruh halimde severek dinlediğim Edith Piaf'ın hayatını anlatan filme işte böyle rastladım. Hatta bu romantik görüntülü fransız filminin Edith' in yaşam öyküsü olduğunu anlamam biraz zaman bile aldı.

Gerçek ismi Edith Giovanna Gassion olan Edith Piaf'ın yaşam öyküsünü anlatan film "La vie en rose" tam anlamıyla yürek burkuyor. Zaten o şarkıların o sesle nasıl söylendiğini anlayabilmeniz için Edith' in neler yaşadığını bilmeniz gerekiyor.

Gece kulüplerinde şarkıcılık yapan annesi Edith'e bakamayınca genelev işleten büyükannesinin yanına gönderiyor küçük-hasta kızını. 4 yaşında geçirdiği menenjit hastalığı yüzünden gözleri görmeyen küçük Edith 2 yıl sonra mucizevi bir şekilde iyileşiyor. Bundan sonra gezici sirklerde cambazlık yapan babasıyla gezmeye başlayan Edith, 9 yaşından itibaren sokaklarda şarkı söyleyip bozuk paralarla yaşamaya ve yaşlanan babasına da bakmaya başlıyor.

Yine birgün sokakta şarkı söylerken bir kabare sahibi tarafından keşfedilmesiyle hayatı değişiyor. Artık daha "iyi" yaşam koşullarına kavuşan Edith'in fırtınalı hayatı ne yazık ki burada sona ermiyor.

Başından bir çok aşk, savaş, şanssızlık, hastalık geçen Edith, şarkı söyleyemeyecek kadar hastalanmasıyla hayata küsüyor. 47 yaşında Olimpia' da vereceği konser hayali ile hayata veda ediyor.

Keşfedildiği 21 yaşından 47 yaşına kadar Fransa'nın idolü haline geliyor.

Fransızların minik serçesi Piaf'ı keşfeden kabare sahibi Lepplee rolünde Gerard Deperdieu' yu zevkle izledim.

Edith' in hayatının son demlerinde seslendiği non-je-ne-regrette çalarken gözyaşlarımı tutamadım.

Siz de dinlemek isterseniz kapatın gözlerinizi, unutun her şeyi veee tıklayın...


Hiç yorum yok: