13 Temmuz 2009 Pazartesi

HEYBELİADA

Heybeliada'ya ilk olarak anamın karnında gitmiş olup daha sonra ben hatırlamasam da annemin söylediğine göre 4 yaşıma kadar her sene düzenli olarak adada bulunmuşuz. Nitekim gerek Fenerburnu'ndaki gerek Şafak Tesisleri'ndeki bebeklik fotoğraflarım da bunu doğrular nitelikte.



Ada gezisi benim için sakinlik-güzel manzara ve şanslıysak bir de denize girmeyi ifade ediyordu, fakat Alper için anlamının çok daha farklı olduğunu sonradan anladım. O, ortaokulu Heybeliada'da okumuş, 3 sene ailesiyle beraber adalı olduktan sonra da orayı çok sevmiş olacak ki Deniz Lisesi'ne devam etmiş.


Ortaokuldaki çocukluk anıları Alper için balık tutmak, denizden midye çıkartıp annesine kızarttırmak, çalılıklardaki sevgilileri rahatsız etmekken Deniz Lisesi'nde ada etrafında koşu ve Kınalıada'da yüzme antremanlarıyla daha sevimsiz bir hal almış.


Yani kocam için ada benim için olduğundan daha çok şey ifade ediyordu. Nitekim vapura bindiğimiz andan itibaren heyacanını gizleyemedi.


Ada gezimizde sürprizler bizi vapurda karşılamaya başladı. Vapurdan bakarken bir yunus ailesi gördük ve ailenin 1 üyesini fotoğraflayabildik. Bakalım dikkatli gözler farkedebilecekler mi?


Cumartesi sabahı Adaya ayak bastıktan sonra iskelenin hemen yanında bulunan Deniz Lisesi'nin yanındaki yokuştan yaklaşık 15-20 dk.lık bir yürüyüşle kalacağımız Şafak Tesisleri'ne vardık. Öğlen sıcağında yokuş çıkmak pek de eğlenceli değil; üzerimizdeki herşey terden sırılsıklam oldu. Halbuki hava durumu haftasonunu bulutlu ve yağmurlu göstermemiş miydi?


Tesise varınca kalacağımız oda diyemiyorum villa'ya yerleştik. Şöyleki bizim şansımıza tesis bu sene yenilenmiş ve daha 2 hafta önce kullanıma açılmış. Henüz kimsenin haberi olmadığı için de pek kalabalık değildi. Ve süper panoramik deniz manzaralı, gıcır gıcır herşeyin sıfır kilometre olduğu, buz gibi klimalı odadan çıkmadan da huzurlu bir tatil geçirebilirdim.


Tabiiki biz öyle yapmadık üzerimizi değiştirip hemen plaja indik, denize atladık. Marmara denizi ne kadar iyi olabilirse o kadar iyiydi. Plaj bir koya kurulmuş, denizdeki dubaların altında ise yüzeye kadar uzanan ağlar var. Bu ağlar yosun, deniz anası gibi canlıların yüzme alanına girmesini engelliyor. Pazar günü Lodos yerini Karayel'e bırakınca deniz kendini aştı; biraz daha berraklaştı.


Cumartesi günü deniz faslından sonra çarşıya inip sahilden fenerburnuna doğru uzun bir yürüyüş yaptık. Bu yürüyüş biraz benim ısrarlarımla gerçekleşti çünkü 3-4 yaşlarındayken bir yeldeğirmeninin önünde çektirdiğim fotğrafın aynısını şimdi de çektirmek istedim. Ama gittiğimizde bir de ne görelim yeldeğirmenin yerinde neredeyse yeller uçuyor, değirmen namına yuvarlak bir taş yapı kalmış sadece. Yine de fotoğraf çektirdim tabii ki.


Adada bir büyük tur, bir de küçük tur diye 2 yürüyüş güzergahı var. Büyük Tur'u faytonla yapmak daha mantıklı çünkü adada bol yokuş var. Biz yürüyerek küçük tur yaptık. Yürüyüş sırasında Alper bile bazen yolu şaşırdı. Doğru güzergahı izlerseniz eğlenceli bir 50 dk.lık yürüyüşün sonunda yine başladığınız nokta olan iskeleye varıyorsunuz. Yol boyunca böyle muhteşem renklerde açmış çiçekler, restore edilmiş tarihi ve hala kullanılan evler, ada yerlisi yaşlı insanlarla karşılaşabilirsiniz.


Adaya günübirlik gelenler için de hoş alternatifler var. İskele önünden 30 dk. da bir özel plajlara motorlar kalkıyor. Plajlar müşteri çekebilmek için bu motor servislerini ücretsiz yapıyorlar.


Bana göre adadaki en güzel manzaralara yüksekten baktığınızda ulaşabiliyorsunuz. Şansımıza kaldığımız yerin tüm noktalarından muhteşem Büyükada-Çınarcık ve uçsuz bucaksız deniz manzarası görülebiliyordu.


Pazar günü derinden gelen gökgürültüleriyle gözlerimizi açtık, kahvaltıdan sonra ha yağdı ha yağacak derken plaja inip denize girdik, kitap okuyup tembellik yaptık. Yağmuru yağdıramadan akşamı edip evimizin yolunu tuttuk.

20.30 gibi evdeyiz. Bavulumuzu açarken sanki 2 değil de daha uzun bir tatilden dönmüşüz hissi var, iyi ki gitmişiz...

Hiç yorum yok: