6 Temmuz 2009 Pazartesi

İSTİNYE PARK-BEBEK-BAĞDAT CADDESİ

Geçtiğimiz hafta hem Alper hem de benim için yorucu olmuştu. Tatil dönüşü tartıya çıkmaktan korkan ben, yemek yemekten vazgeçemeyeceğimi anlayınca bir spor programına başladım. Haftada iki gün 1 km. yüzme, yüzmediğim günlerde ise 1 saat yürüyüş yapıyorum. Dolayısıyla son 5 aydır yatmaya alışan vücudum ve ayaklarım cuma gününün sonunda iflas ettiler. İşte bu yüzden Cumartesi günü için planımız Ümit Usta'dan böreğimizi alıp kahvaltı keyfi yapmak sonrasında da pazara çıkıp sebze-meyve almaktan ibaretti. Gelgelelim yine duramadık. Sabah kahvaltıdan sonra saate baktık daha 11.00... Hava da parçalı bulutlu... Niyeti bozup direksiyonu İstanbul' a kırdık.


Atlarsın arabaya, basarsın gaza kendini bulursun İstanbul'daaaa. Ben bu şehri çok ama çok seviyorum ve "-ben İstanbul'da gezmeyi seviyorum yaşamayı değil" diyenleri hiç mi hiç anlamıyorum. İstanbul benim kıymetlimdir, laf söyletmem ona göre!

Öncelikle ilk tespitim İstanbullular hafta sonu resmen buhar olup uçmuşlar. Yola çıkmadan önce Alper'e de belli etmedim ama şimdi kesin bir köprü trafiğine yakalanırız diye düşünmüştüm, yanılmışım. Şehir bomboştu, trafik olmayınca İstanbul
gözeme kat be kat sevimli göründü. Otobandan çıkıp 2. köprüden geçtik hiç hız kesmeden kendimizi İstinye Park'ta bulduk.

Alper her zamanki gibi kitapların kokusunu takip edip kocaman D&R’a daldı. Bu sırada ben de Mudo City’deydim. Evdeki kahvaltı tabaklarının aynısını Lost’ un ambarında 50 sene önceki mutfak eşyaları arasında görünce değiştirmeye karar vermiştim. Mudo’da ilk görüşte aşık olduğum yeşil filli tabakları görünce dayanamadım aldım. Şimdi mutfakta yıkanıp kullanılmayı bekliyorlar.


Geçen yaz da tam bu vakitlerde gitmiştik ama tespitlerime göre o zaman daha bir indirim furyası vardı. Aslında yine dudak uçuklatan fiyatlar yok ama hayallerle girdiğim Bershka, C&A, Pull&Bear, Batik, Zara'dan elim boş çıktım, çok da beğendiğim bir şeyler olmadı. Zaten bir ikoncan olmadığım için de sezondan bir şeyler alıyım mutlaka diye bir hırs içinde de değilim. Nitekim ertesi gün Kadıköy Mango'nun outletinden süper iki elbiseyi dolabıma attım:))


İstinye Park' da karnımız acıkınca balıkev'de balıklarımızı yedik. Balıkev nam-ı diğer Fishmekan hem balıkçı hem de balık lokantası olarak hizmet veriyor. Bu mekanın açık bahçesi de var. Hava çok sıcak olmadığı için dışarıda oturmayı tercih ettik. Servis hızlı, balıklar taze, fiyatlar uygundu. Balık çorbası daha önce içtiklerimizden farklı olarak kremalıydı, ayrıca balıkların yanında verdikleri mezeler de gayet lezizdi.



AVM’den dönüşte sahilden gidelim dedik ve Emirgan-Rumeli Hisarı-Bebek sahilinden yol alıp 1. köprüden Anadolu yakasına geçtik. Saat artık 18.00’i bulmuştu ama ilginçtir ki hala trafik yoktu.

İstanbul’a gelip abimlerle haberleşince akşam yemeğine Erenköy’e gittik ve gece de kaldık. Böylece bizim 4-5 saatlik İstanbul ziyareti planımız birdenbire 28 saate çıkıverdi.


5 Temmuz Pazar günü babamın doğum günüydü. Geçen yaz bu tarihlerde Silivri'de kalabalık bir şekilde kutlamıştık. Bu sene İstanbul dönüşü annemlere uğradık. Babam 67 yaşına bastı çok dertli, pastayı üflerken dilek tut baba dedim o da ellerini açıp dua etmeye başladı. İşte bu anı fotoğraflamak isterdim ama aptal kafam fotoğraf makinesini yanıma almamıştım. O yüzden geçen yılki kutlamadan bir foto ekliyorum bu günü unutmamak için.



Nitekim plansız ama güzel bir hafta sonu oldu. Bu hafta çıkardığımız ders şudur:
  1. Gezmek için günler öncesinden plan yapmaya gerek yok.
  2. Fotoğraf makinesini unutmamak için çantadan çıkarmamak gerek.
  3. İstanbul’u gezmek için yaz ayları çok uygun. Arapsaçına dönüp insanı çıldırtan trafik olmayınca uzak gibi görünen mesafeler bir anda kısalıveriyor, size de gezmek düşüyor.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

gerçekten plansız gezmeler daha iyi oluyor. Öteki türlü stres yapıyor insan