16 Ağustos 2009 Pazar

17 AĞUSTOS 1999...UNUTMADIK...

Akşam annemle “Leon: Sevginin Gücü” filmini belki 4. kez yeniden izliyoruz. Babam koltukta uyuyakalmış. Hava o kadar sıcak ki annem bir koltukta bense başka bir koltukta uyuşmuş vaziyetteyiz.


Zrrr telefon çalıyor, babam uyanmasın diye hızla fırlayıp açıyorum. Ve kısık sesle konuşmaya başlıyorum. Telefondaki Alper. “Sesini duymak istedim” diyor, halbuki tembihli bu saatte aramaması gerektiğini biliyor…


Kapatıyoruz, annemle balkona çıkıp kulağıma minik radyoyu dayayıp yıldızları izlemeye başlıyorum. Ne kadar da parlaklar bu gece…


Yatmaya karar veriyoruz.



Bu sefer kulağıma walkman takıyorum. Alper’in hediye ettiği Guns’n Roses kaseti çalıyor. November Rain, bu şarkı her zaman içimi ürpertir, ürpert.., ürper..,ürp…. Uyuyakalıyorum.



Rüyamda feci bir deprem oluyor, her yer sallanıyor, uyanmaya çalışıyorum, uyanmalıyım ki bu kabus sona ersin. Bağırarak uyanıyorum, ama o da ne bu rüya değil ve ben bağırmaya devam ediyorum, babam yanıma koşup bir çırpıda kolumdan çekiyor, annem de yanımda ama ayağa kalkıp yürüyemiyoruz, olduğumuz yere çöküyoruz. Bağırmamam için babam bana bağırıyor, susuyorum. Susunca dışarıdan gelen çığlıkları duyuyorum. Dışarı çıkmamız lazım biliyoruz, ayağa kalkamıyoruz. Her şey bitti diye düşünüyorum, dışarıdan yıkılan evlerin sağır edici sesleri geliyor. Dua etmeliyim diyorum, konsantre olamıyorum. Kesik kesik düşünceler geliyor aklıma. Abim ne olacak, Alper çok üzülecek, ne kadar günahım vardır…


Kişisel tarihimde, “bir daha hiç bir şey eskisi gibi olmayacak” diye düşündüren ilk olaydı.



17 Ağustos 1999’ da depremin merkez üssü Gölcük’teydim. Her bir saniyesi bir ömür kadar uzayan, depremin soğuk nefesi ensemizde, 45 saniye. Hala deli gibi korkarım.



Aslında korkulması gereken şeyin içinde oturduğumuz binalar olması gerektiğini bilmeme rağmen… Nitekim 17 Ağustos’ta 5 katlı apartmanımızda bir tek çatlak bile oluşmadı. Aynı şekilde bir site olan 7 blokta da yüzlerce can kurtuldu.



Maalesef bizim kadar şanslı olamayan binlercesi ise enkaz altında ya saatlerce kurtarılmayı bekledi ya da o dakikada hayata gözlerini yumdu. Binlerce çocuk öksüz-binlerce aile evlatsız kaldı. Çok canlar yandı, çok gözyaşı aktı, çok hayat değişti.



18 yaşımda hayatıma kaderin attığı bu çentik, derin bir izdir bende –ki iki çentiğim daha var yüreğimde- biriyle yüzleşememekteyim hala…

2 yorum:

Yeliz dedi ki...

Deprem bir afet ama asıl suç bizlerde. O kadar çabuk unutuyoruz ki herşeyi... Ev alırken soruşturmuyoruz depreme dayanıklı olup olmadığını

Zeynep Aşkın dedi ki...

Haklısın Yeliz. Örneğin Gölcük'te eski evler sağlam kaldı. Yeni yapılan gösterişli apartmanların çoğu çöktü maalesef.