2 Eylül 2009 Çarşamba

GRAN TORİNO VE 11 DAKİKA

İşte geldim buradayım!


Yokluğumu dizüstü bilgisayarım sayesinde farketmediniz belki ama 1 haftadır evden uzaktaydım. Döndüm, dönerken yanımda bir güzel film ve kitap haberi getirdim.


Daha önce de belirttiğim gibi evde uzun süre televizyon karşısında oturup film izleme konusunda başarılı değilimdir. Daha çok Dizi Max' te dizi ya da kısa kısa zaplayabileceğim söyleşi-haber-müzik kanallarına takılırım.



Hal böyle olunca da eğer bir film beni baştan sona ekran karşısına kilitlilemeyi başarıyorsa anlayınki izlemeye değerdir. Yoksa sinemada bile olsam farketmez yarısında bırakabilirim. Bu kadar lafın üzerine tahmin ettiğiniz gibi muhteşem bir film önerisi gelecek.



Gran Torino, 2008 yılında vizyona giren bir Clint Eastwood filmi. Walt Kovalski adında bir Kore gazisini canlandıran aktör, yan komşuları çekik gözlü Mong'larla tanışınca yıllardır özenle sakladığı yumuşak karnından vuruluyor. Oğulllarına yapmayı başaramadığı "rol modelliği" görevini yeniyetme Tao üzerinde uyguluyor; hem de büyük bedeller ödeyerek...



Filmi izleyeceğinizi düşünerek daha fazla anlatmıyorum.




Gelelim bir kitap önerisine. İtiraf ediyorum uzun zamandır başladığım kitapların sonunu getiremedim. Derken haftasonu elime bir Coelho kitabı geçti ve ilk sayfasından itibaren beni içine almayı başardı.



Başarılı yazar Paulo Coelho'nun Simyacı (okumayan kalmamıştır herhalde), Veronika Ölmek İstiyor ve Portobello Cadısı kitaplarını okumuş, çok da beğenmiştim.


On Bir Dakika ise, Coelho' nun doğduğu ülke Brezilya'da başlayan dünyanın en eski mesleği üzerinden aşkı anlatan bir roman.



Güzeller güzeli Maria, büyük umutlarla geldiği karlar ülkesi İsviçre' de hayal ettiği o büyük aşkı bulabilecek mi? O aşkı ararken hangi tuzaklara düşecektir? Gerçekten de en önemli karşılaşmalar bedenler daha birbirini görmeden ruhlar tarafından mı hazırlanır?
Tüm bu emek-çalışmalar-amaç o malum on bir dakika için midir yoksa hayatta aradığımız daha farklı bir anlam mıdır?


Hele kitabın sonunda bu öykünün gerçek bir yaşam hikayesinden alındığını duyunca neredeyse kitabı okumaya baştan başlayacaktım, neyseki durdurdum kendimi... Vay be! dedirten sahne ise Maria'nın peşinden Paris'e giden ilk uçağa atlayıp elinde bir demet kırmızı gülle onu havaalanında karşılayan Ralf oldu.

Hem izleyin, hem de okuyun, pişman olmazsınız...

2 yorum:

Zeugma dedi ki...

Ne güzel, ne mutlu..Dolu dolu geçiyor günler böyle :)
Yemek yapmaktan fırsat bulabildik demek ki ;)
İzlenecekler listeme aldım bile..
Teşekkür ve sevgilerimle Zeynepcim :)

Zeynep Aşkın dedi ki...

Rica ederim sevgili Zeugma.
İyi seyirler sana.