31 Ekim 2009 Cumartesi

UTANÇ TABLOSU



Güzel ülkemde Gazi maaşı 300 küsur lira. 2010 için yapılması planlanan zam ise 8,5 lira. Bozdur bozdur harca. Ülke mücadelesinde kolunu-bacağını-gözünü kaybetmiş insanlardan bahsediyorum!



Güzel ülkemde Milletvekilleri de Gazi maaşı alıyor biliyor muydunuz? Mecliste kimler de var? DTP! Kim var DTP milletvekili? Mesela PKK kampında bulunmuş olan Aysel Tuğluk var. Başka kim var? Ali Kırca'nın sunduğu ana haber bülteninde canlı yayına bağlanıp "silahların susturulması" konusunda, her zamanki samimiyetsiz ifadesiyle, "meclise adım attığımızdan bu yana en büyük çabayı pkk pardon dtp sarfetti" diyen Sırrı Sakık var.



PKK yandaşları yürüyüş yapar, kutlama yapar, dağdan katil teröristler inince halaylar çekilir. Nerede ülkenin iç güvenliğinden sorumlu polis? Polis yok ortalıkta, öyle emir almıştır çünkü. Bu gösterilere izin verilir: Demokrasi kisvesi altında.


Teröristler iner dağdan, bir çok kanlı eylemin tetiğini çekmiş teröristler, sözde itirafçı olur, vatansever subaylara iftiralar atarlar, sonra bu teröristleri serbest bırakır, subayları sorgularız, yetmez hapis ederiz.



Bugün 2000'e yakın Şehit ve Gazi ailesi Ankara'da yürüyüş yapmak isteyince Polisin dayağıyla karşılaştı...


Geçen hafta Şehit ve Gazi yakınları Türk bayrağıyla TBMM'ye girmek istedi; Türk Bayrakları alınmadı meclise!


Bu haberler emiyor yaşam enerjimi. Bu yanlışlık bana bir sinema filmi izliyormuşum hissi uyandırıyor. Sahi neler oluyor bize? Tüm bu çarpık olaylar dizisi nereye götürür ülkemi, güzel vatanımı, akıllı insanlarını?

23. GELENEKSEL PANAYIR GÜNLERİ!

"Fiyatlar inim inim iniyor!" sloganıyla İzmit Outlet Center'da 23. geleneksel panayır günleri başladı, duyduk duymadık demeyin!




Bu öyle alışkın olduğunuz sadece adı outlet olan AVM'lere benzemiyor. İzmit Outlet Center zaten yılın 365 günü ünlü markaları uygun fiyatlara bulabileceğiniz bir merkez. Bunun yanı sıra yılda iki kez Mayıs ve Ekim aylarında ise indirim kaldırımlara taşıyor. Bu kampanya süresince üretici firmalar, merkez depolarında ve mağazalarında bulunan satış hızı düşük ve dolaşımı az olan ürünlerini mağaza önlerine çıkardıkları çeşitli stand ve askılarda outlet fiyatlarından çok daha ucuza satıyorlar. Örneğin Quiksilver'da sezonda 279 TL. olan bir montu 24 TL. ye, Tommy Hilfiger'de sezonda 99 TL. lik bir trikoyu 10 TL. ye sepete atmanız, Sarar'ın markası olan COP'tan 9.90' a şık bluzlar bulmanız mümkün. Bitmedi Fabrika'da ceketler sadece 25 TL!
Çalışan bayanlara duyurulur!




28 Ekimde başlamış olan panayır günleri 15 Kasım'a kadar devam edecek. Elinizi çabuk tutmanızda fayda var zira devamı olmayan çoğu ürün ilk günlerde satılıyor. Bunun yanı sıra panayır süresince de yeni "mal" takviyesi de yapılıyormuş.



Yandaki krokiden hangi mağazaların bulunduğuna bakabilir, gezmeyi sevmeyen eşinizi-arkadaşınızı Starbucks ya da sinemaya yollayıp alışverişin keyfini çıkarabilirsiniz.



İzmit Outlet Center'ın tecrübelisi olarak panayır günlerinde faydalanabileceğiniz mağazaları yorulmamanız açısında fısıldıyorum: Fabrika-Network, Sarar, Mavi Jeans, Quiksilver, Derimod, çocuğu olanlar için Kanz, ve son olarak benim favorim Tommy Hilfiger...

Elinizi çabuk tutun!

24 Ekim 2009 Cumartesi

AY IŞIĞINDA ŞAMATA


Tiyatro sezonunu dün akşam itibariyle açmış bulunuyoruz. Yönetmenliğini Aydın Sigaralı'nın yaptığı Kocaeli Şehir Tiyatroları, Nejat Birecik, Tardu Flordun, Aliye dizisinin meşhur Müco'su, şimdilerin Ezel dizisinde oynayan adını bilmediğim karakterini canlandıran Barış Falay gibi ünlü oyuncuları bünyesinde barındıran, sergiledikleri her oyundan alınlarının akıyla çıkan başarılı bir topluluk.


Haldun Taner'in kaleme aldığı Ay ışığında Şamata adlı oyun başladığı ilk andan itibaren görsel bir şölen sunuyor izleyiciye. Çalışkur apartmanının sahipleri Cemil Bey ile Suzan Hanım'ın ev sahipliğinde türlü çeşit sahnelerle kah gülüyor kah hüzünleniyorsunuz. Genel anlamda komedi türünün en güzel örneklerinden biri olan bu oyunun anlatıcılığını "Müstesna" rolünde Seçil Mutlu üstlenmiş ki kendisinin bu oyundaki performansına hayran olmamak elde değil...
30 yıl öncesinin toplumsal sorunlarıyla günümüzünkiler nasıl da aynı: Bu yüzden oyun güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş... Sesli kahkahalarıma engel olamadan izlediğim bu oyun nasıl geçti anlamadım.
2 perde/ 2 saatten oluşan tiyatro oyununun ilk bölümünde toplumsal bir takım gerçekler maskelenmeden izleyiciye aktarılıyor. İlk perde biterken seyirciler arasına serpiştirilen bir oyuncu sesini yükselterek "ne biçim oyun bu kardeşim her karakter de sahtekar, olmaz olsun böyle oyun!" diyerek sözde bir tepki gösteriyor, bunun üzerine 2. perdede aynı olayların günlük yaşantımızda alıştığımız maskelenmiş kısmı sahneleniyor.


Kocaeli Şehir Tiyatroları ile ilgili bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Kaçırmayın derim...

TAM KAHVALTILIK!

Poğaçaları çok severim, patatesli olanlarını ise daha çok. Hele bir de kahvaltıda sıcacık servis edilir, yanında da iyi demlenmiş bir çay varsa değmeyin keyfime!



Ancak şu sıralar spor işini yine ihmal ettim, Haftaiçi Pamukova'da yoruluyorum elbette, ama ne kadar ayakta 7-8 saat ders anlatırsanız anlatın tempolu bir hareketle ter atmayınca o uğursuz kilolar yapışıp kalıyor insanın üzerine.


Ee Zeynep bu, içi içine sığmaz. Akşam tiyatrodan döner, Hanımın Çiftliği'nin son 10 dk. sını izler, poğaça hamurunu yoğurur, 23.30' da 4 km. yürür, sabah da bir güzel poğaçaları mideye indirir. Ne acaip bir döngü!



Pelinin Pastanesi iyi ki varsın! Hem yumuşak olsun hem de mayasız hamur olsun diyor, ama kafama ve damak tadıma uygun bir tarif bulamıyordum. Taa ki süper Pelin bu tarifi verene kadar. Hamurunu ve iç malzemesini akşamdan hazırlayınca sabah sadece şekil verip, yumurta akı ve galeta ununa batırıp fırına vermek kaldı.



Yapımı çok kolay. Yalnızca hamurunu akşam hazırlayıp streç filmle sarıp buzdolabına koyunca içime kurt düştü, sanki hamur biraz fazla yağlı olmuştu. Ama sabah çıplak elle hamuru tekrar yoğurunca anladım ki biraz daha un katmam gerekiyor. Siz siz olun öyle eldivenle hamur yoğurmayın, kıvamı anlaşılmıyor sonra...

Çıplak el en güzeli :))


Sonuç; süper oldu. Daha da bitmedi canı çeken varsa, buyursun gelsin:))

19 Ekim 2009 Pazartesi

GÜVEÇTE KESTANE MANTARI


Haftasonu klasik Migros alışverişinde mantar almak için sebze reyonuna bakarken gördüm kestane mantarını. İlk kez karşılaştığım bu mantar çeşidi bildiğimiz beyaz şapkalı mantardan çok farklı olmamakla beraber daha etli ve rengi de adından anlaşılacağı üzere kahverengi.


Mantarların bir kısmını çorba için kullandım. Kalan mantarları ise, haftaiçi evde olmayacağımdan bozulmasın diye soteledim. Et mamülü kullanmadan yaptığım ilk soteleme denemesi çok da başarılı olunca paylaşayım dedim.


Tarifimiz şöyle,



Küçük bir tencerede, 1 adet yemeklik soğanımızı sıvıyağda öldürdükten sonra yaklaşık 3-4 yeşil biberi katıyoruz, onları da biraz döndürüp ince ince doğradığımız kestane mantarlarını da tencereye ilave edip üzerine 2 domates rendeleyip tuzunu ekliyoruz. Mantarlar suyunu çekene kadar pişirip güveç kaplarına alıyoruz. İsteğe bağlı olarak üzerine kaşar peyniri rendeleyerek fırınlarsanız daha lezzetli olacaktır.


Bu da çok kolay bir yemek. Sıkışık bir gününüzde övgülere sebebiyet vermesi muhtemel...

18 Ekim 2009 Pazar

KOLAY NAR SOYMA KLAVUZU

"Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane!"


Çocukluğumuzun dilimize pelesenk olmuş bilmecesi. Amma velakin narı çarşıdan alıp eve getirdikten sonra bir'den bin'e çıkarma konusu birazcık meşakatli idi, artık değil.


Bir önceki "Etimek Tatlısı" başlıklı yazımda "kolay nar soyma yöntemini öğrendim, korksun benden bütün narlar" şeklinde bir beyanatta bulununca okuyucu kitlesinin yoğun ilgisiyle karşılaştım. "Ne olur Zeynep Hanım bizimle de paylaşın bu yöntemi" şeklindeki mesaj bombardımanından sonra, işte açıklıyorum:)




Keskin bir bıçak yardımı ile öncelikle narımızın çıkıntılı kısmını yuvarlak bir şekilde çıkarıyoruz.







Ardından narı elimizle yoklayarak dolgun olmayan, zarlı olduğunu tahmin ettiğimiz yanlarından bıçakla yarım çizikler atıyoruz.









Artık bıçakla işimiz bitti, bir tabağın içine aldığımız narı elimizle yarıklarından çiçek gibi hafifçe açtırıyoruz.




Şimdi tabağın içindeki narı ters çevirip tahta bir kaşık yardımıyla sertçe vurup içinin nasılda patır patır tabağa döküldüğünü görüp mest oluyoruz:)) Bu arada yaramaz bir kaç nar tanesi tabaktan zıplayabilir. Bu yüzden derin bir kase kullanmakta fayda var, bir kaç seferden sonra ustalaşınca gerek kalmayabilir.


Kabuğa sıkıca yapışmış, "ben düşmeyecem işte" diye inat eden narları da elinizle toplayın artık... Bir tanesi bile ziyan olmasın dikkat! O bir tek nar tanesinin içindeki faydaları saymakla bitmez. Bu arada narın dişteki tartarların dökülmesine de yardımcı olduğunu biliyor muydunuz?
Tadı da güzel, tam da mevsimindeyiz, eee ne duruyorsunuz? Yiyin gari!

17 Ekim 2009 Cumartesi

ETİMEK TATLISI

İşte çocukluğumdan kalma bir tat! Aklımda o yumuşacık ve doyumsuz lezzetiyle yer eden tatlı. Geçen gün annemlerde yiyince aklıma geldi ve eve gelip hemen yaptım. Üzerini şimdilerde bolca bulunan narla süsledim.


Bu arada nar diyince aklıma geldi; çok sevdiğim bu meyveyi soymaya üşendiğim için satın almaktan korkardım. Çünkü soymaya kalkınca mutfak tezgahında cinayet işlenmiş gibi her yer, duvarlara kadar kıpkırmızı olurdu, taa ki dün akşam sevgili Aslı ve küçük oğlu Can bana doğru soyma yöntemini gösterene kadar. Artık nar soymak çocuk oyuncağı benim için! Konuyu dağıtmadan tarife geçiyorum,


Gerekli malzemeler:


1 paket etimek, 1,5 su bardağı şeker, 2 bardak su, 1 paket vanilyalı puding.


Önce ufak bir tencerede toz şekerimizi karamelize oluncaya kadar kavuruyoruz. Şeker kahverengini alınca üzerine 2 bardak su döküyoruz. ( Bu aşamada elinizi yakmamaya dikkat edin zira su zıplayacaktır!) Şerbetimiz kaynayınca orta boy bir borcama tek kat olarak sıraladığımız etimeklerin üzerine bu şerbeti eşit bir şekilde döküyoruz. Diğer yanda paket üzerindeki tarife uygun olarak hazırladığınız vanilyalı pudingi de şerbetlediğimiz etimeklerin üzerine boşaltıyoruz ve işte tatlınız hazır.


Öyle krizlere girene kadar, yapın-soğutun mideye indirin: Bitti, gitti!



12 Ekim 2009 Pazartesi

KARNIBAHARI BİR DE BÖYLE DENEYİN


Marketlerde her mevsim her meyve-sebzeyi gördüğümüzden hangisi gerçekten hangi mevsim yetişiyordu şahsen ben şaşırabiliyorum. Ama artık sizden birazcık daha şanslıyım.


Mesela şu an tam da ayva ve nar mevsimine girmiş bulunuyoruz. Nereden mi biliyorum? Pamukova'nın sahipli-sahipsiz tüm bahçelerinden ayva ve narlar taşıyor da oradan...


Bu küçük hatırlatmadan sonra başlıktan anladığınız üzere bugün menüde karnıbahar var. Yine hem kolay, hem lezzetli bir tarif var karşınızda. Fazla uzun etmeden buyurun,


Tarif şöyle:
1 orta boy karnıbaharı önce dal dal ayırıp, güzelce yıkayıp düdüklü tencerede 3 dk. haşlıyoruz. (Düdüklü kullanmayanlar bu süreyi görünce bir kez daha şaşırdınız değil mi?)


Diğer yanda 2 yumurta ile 1 yemek kaşığı unu güzelce çıptıktan sonra, 1 su bardağı yoğurt ve 1/2 çay brd. sıvıyağla karıştırıyoruz. Bu karışıma tuz, nane, karabiber gibi baharatları ekledikten sonra fırın kabına aldığımız karnıbaharların üzerine döküyoruz. İsteğe bağlı olarak üzerine kaşar peyniri de rendeleyebilirsiniz.


Karnıbahar ve sarımsaklı yoğurt birbirine çok ama çok yakıştığı için bu şekilde servis edilebilir.


Vermiş olduğum bu tarifi, karnıbaharı nasıl pişirsem acaba diye internette gezinirken bir kaç sitede gördüğüm tarifleri birleştirerek oluşturdum. Kimisi karnıbahar graten, kimisi karnıbahar böreği demiş. Benim için, sadece fırında Karnıbahar.


Afiyetle...

11 Ekim 2009 Pazar

VİAPORT-EDİRNE CİĞERİ


Allahııım! O nasıl bir lezzet öyle, yine istiyorum. Neden iki porsiyon istemedim ki!!!


Tamam tamam baştan alıyorum. Haftasonu direksiyonu Viaport'a doğru kırdık. Alper'in basketbol ayakkabısına, benim de bir sürü şeye ihtiyacım vardı:)) Cuma günü cep telefonuma gelen Adidas, Tommy, Polo ve daha bir çok markada outlet fiyatlarının yanında kasada ekstra %30 indirim mesajı da ilgimi çekmişti.



Viaport'a daha önce İstanbul dönüşü bir çok kez uğramıştık. Lakin İstanbul dönüşlerinde zaten yeterince yorulmuş olduğumuzdan, fazla gezemez, şöyle bir dolanıp çıkardık. Bu sefer öyle olmadı. Havada günlük güneşlik olunca tam bir günü orada geçirdik.



Açıkçası çoğu mağazada zaten sezonda olan ürünler, zaten sezon mağazalarında satışa sunulan fiyatlara sahipler. Gerçekten "outlet" özelliğine sahip olduğunu tespit ettiğim birkaç mağaza var; Mango Outlet ilk sırada yer alıyor ama zaten Mango'nun Kadıköy ve de Optimum'daki outletleri de aynı; yani İstanbul'da ikamet eden birinin taaa buralara gelmesine gerek yok. 2. sırada Kütahya Porselenin fabrika satış mağazası var ki burası tam bir cennet. Daha önce kafama koyduğum şekilde günlük kullanacağım bir tabak takımı aldım. Satış görevlisinin de yardımıyla gözle görülemeyecek çiziklere sahip ve sezonda yüzlerce liraya satılan bir tabak takımı oldukça uygun bir fiyata benim için kutulandı. ( Eve gelince hemen attım makineye, pırıl pırıl ohhh çok güzeller valla!) Ve son avantajlı mağaza tespitim ise Adidas. Bu kanıya varmama sebep Alper'in 85 liraya aldığı muhteşem basketbol ayakkabıları oldu. Birkaç aydır basket ayakkabısı bakan kocam, en beğendiği modeli en uygun fiyata bu mağazada yakaladı!



Maalesef bundan öte indirimli pek de birşey yok.


Amma velakin bundan böyle Viaporta uğrama sebebi yalnız alışveriş olmayacak bizim için. Hayatımda yediğim en lezzetli ciğeri tatmama vesile olan Kırkpınar Edirne Ciğeri lokantası, sana çok teşekkür ederim:))


İnce dilimlenmiş ciğerin kızgın yağda kısa sürede "kavrulması" esasına dayanan "yaprak ciğer" yumuşacık. Edirne'de orjinali varmış ve çok meşhurmuş fakat ben ciğeri çok sevmeme rağmen bu durumdan habersizdim. Dolayısıyla bu lezzet beni afallattı. Artık favorim yaprak ciğerdir.

İlgililere duyurulur:))



7 Ekim 2009 Çarşamba

PAMUKOVA NO.4-YURT HAYATI

Ben çoğunluğun tersine lise yıllarımı yatılı okulda okudum. 14 yaşımda evden ayrılmış, hiçbir zaman alışamadığım "yatakhane" ortamına girmiştim. Hala kabuslarımda okula dönüş günümmüş gibi bavul toplarım.


Yine ben, çoğunluğun tersine Üniversite yıllarımı ise "ilkokul" hayatı gibi yaşadım. Şöyle ki Beşiktaş'taki evimiz, Mimar Sinan'ın Fen-Edebiyat fakültesine yokuş aşağı 10, yokuş yukarı 15 dakikaydı.


Şu günler itibariyle dikkatli izleyicilerin bildiği üzere yurt günlerime geri döndüm.


Az önce de belirttiğim gibi nefretle yaklaştığım bu ortamı bir süre için benimsemek mecburiyetindeyim. Koloni olarak yaşamak ruhuma aykırı; ben yalnız yaşamayı seviyorum kardeşim. Sırf yalnız olmamak uğruna samimi olmadığı biriyle alışverişe çıkan, yemek yiyen, aynı odayı paylaşan tipleri ise bir türlü anlayamıyorum, dediğim gibi tüm bu etkinlikleri iyi tanımadığım biriyle yapmaktansa yalnız yapmayı tercih ederim.


Gelelim Pamukova günlüğüne,



Saat 17.00 ye kadar vakit nasıl geçiyor anlamıyorum. Dersler zevkli geçiyor. Bugün psikoloji dersinde son 10 dakikada çocuklara bir oyun oynattım. Daha önce derste böyle bir faaliyetleri olmadığından hem şaşırdılar, hem de sevindiler. Bu tarz oyunlar hem sınıfın birbiriyle daha sağlıklı kaynaşmasını sağlıyor hem de benim onları daha iyi tanımamı.


Odamda TV henüz çalışmıyor, (Üşenmeyen birinin anten satın alması gerekiyor:)) giriyorum yatağa, kucağımda bilgisayar yanımda kitaplar, tepemde bir lamba. Korku filmlerindeki sosyopatlar gibiyim. Bir kaç gün yarar, fazlası bünyeye zarar.


Bu arada yeni öğrenip şaşırdığım birşey oldu. Meğer Cem Uzan Pamukova'lıymış! Hatta TMSF'nin el koyduğu o meşhur-gizemli çiftlik de bizim şu karşıki dağın eteklerindeymiş! Hatta ve hatta o çiftlik Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiş, öğretmenler gidip gezebiliyormuş. Yaşasın, Pamukova'da gizemli bir etkinlik:)) Öğretmen arkadaşlarla hayal bile kurduk. Cem Uzan'ın çiftliğine bizim okul taşınırmış, uzaktan gelip giden öğretmenler üstüne üstlük orada kalırmış falan...

Bu haftalık Pamukova' dan haberler bu kadar, sağlıcakla kalın!

3 Ekim 2009 Cumartesi

GRİP-FARANJİT-ÜŞÜTME KOKTEYLİ

En nefret ettiğim hastalık hallerinden birisi; boğazım gıdıklanmaya başlıyor. Yapacak hiçbir şey yok, biliyorum ki ertesi sabah boğazıma koca bir mandalina kaçmış gibi yutkunamayarak uyanacağım. Nitekim oldu. Bademciklerim şişti! Dakka bir gol bir! Sonbaharın ilk günlerinde şifayı kaptım. Nasıl bir halsizlik, nasıl bir boğaz ağrısı, yutkunamamak da en kötüsü.


Ben öyle sakin sakin yatan hastalardan da değilimdir. Yattığım yerden emirler savurur pek bir huysuz olurum. Artık bakana Allah kolaylık versin yani... Alpeeeer ateşim çıktı galiba baksana, ya da Alpeeeerr üstümü ört, ya da Alpeeeer çorbamı getir, ilacımı getir, limon sık, kumandayı ver...vs..

Ama bu sefer kendimi de bırakmamaya çalışıyorum. Malum sorumluluğum var, bir günde 7 saat ders anlatacağım, hem orada bakacak kimsem de yok, e bu haftasonlarını da iple çeker oldum evden uzak kalınca.


İşte bu yüzden nazım bloguma geçer dedim. Oturdum gripten dem vurayım dedim. Umarım bademciklerim şuan ki şişlik durumunda kalır ve daha devasa boyutlara ulaşmadan eski hallerine dönerler.


Bu arada varsa bildiği bir yöntem olanlar, iyileşmek için çabucak herşeyi içer-yutarım bilginize...

2 Ekim 2009 Cuma

ÖRGÜ ÖRME MEVSİMİ-GOBLEN

Her mevsimin kendine has "ev" etkinlikleri vardır benim için. Örgü örmek kış etkinliğidir mesela. Salondaki dolabın bir gözü benim başlayıp sonunu getiremediğim yarım atkılar, şallar, ya da amaçsız örgü parçaları ile doludur.


Havalar serinlemeye başlayınca gittim yüncüye, 2 yumak yün aldım başladım örmeye. Ama onun da kaderi diğerlerinden farklı olmadı. Havaların tekrar ısındığı bu günlerde elime yün dokunduramıyorum doğrusu.


Bunun yanı sıra şimdi karşınızda çok daha farklı bir elişi denemesi var: GOBLEN


Ailede herkes el işlerine yatkın olmayan, bu konuda türlü çeşit kazuletlikleri bulunan, hatta kağıdı makasla düz kesmeyi beceremeyen biri olduğumu bilir. Buna rağmen annem içinde kim bilir ne umutlarla, evlenirken 1 poşet dolusu iplik vermişti bana.


Bir gün evde köşe bucak karıştırırken elime geçince o iplikler internet üzerinden bir araştırmaya girdim. Rengarenk goblen panolar ise bana çok romantik geldi!


Hemen bir manzara seçildi, internete güvenilmeyip, İstanbul'daki babaya sipariş verildi. İşbitirici babam koca Kadıköy'de sevgili kızı için ayaklarına karasular inerek goblenciyi aradı ve buldu: meğerse bu sitede o dükkanın sahibine ait değilmiymiş!? Babam dükkan sahibiyle muhabbeti ilerletmiş, bana telefon açtı: Zeynep, aç http://www.goblen.com bir manzara seç bakalım!


Sonuçta bundan sonraki siparişler için internetteki bu sitenin güvenli bir yol olduğu anlaşılmış bulunuyor. Bir daha kimseyi yormadan siparişte verebilirim. İşleme kısmı çok kolay. Yanda daha yakından gördüğünüz gibi aldığınız panonun neresini hangi renkle işleyeceğiniz çizilmiş durumda. Yapmanız gereken tek şey iğneyi aynı yönde, çaprazlamasına desen üzerinde ilerletmek. Uzun kış gecelerinde, TV başında, kitap okumaktan sıkıldığımda, uykum kaçtığında sarılacağım minik bir liman daha...