30 Aralık 2009 Çarşamba

GİT 2009...


Bir yeni yıl yazısı yazmak isterdim, şayet güzel geçmiş olsaydı bu yılım...

Oysa hayatımın en büyük dramlarını barındıran, en büyük acılarını yaşadığım, ölüme teğet geçtiğim bir yıldı.


1999' da öyleydi, o yıl da büyük çelişkiler yaşamış, acıların en büyüğünü kalbimin derinliklerinde hissetmiş, ve yine ölüm teğet geçmişti bana. Daha 18 yaşındaydım oysa ki. Ergenlik şımarıklığını yaşayamadan hayat büyümemi emretmişti.


10 yıl arayla iki ağır yük bindi omuzlarıma.


"Sonu 9'la biten yıllardan korktum ben" demişti bir arkadaşım, tesadüf mü bilmem okuduğum tüm yılbaşı yazıları da 2009' un insanlar üzerine olumsuz etkisi ile ilgiliydi.


Büyüdüm ben bu yıl. Daha kararlı, ne istediğini bilen, davranışının sorumluluğunu sırtlanabilen, hatalarını fark edip kendini eleştiren, ama bunun için suçluluk hissetmeyen biri oldum. Bir de biraz hüzünlü oldum.


Git 2009, git artık, ama sakın kıskanma 2010' u. Gitmeni istemem, unutmayı istememdir aslında. Unutmalıyım ki, umutlanayım. Gittiğin yerde görürsen 2019' u söyle ona: Felaketlerini getirmesin yanında, korkutmasın bizi, emmesin yaşam enerjimizi.

27 Aralık 2009 Pazar

ISLAMA KÖFTE

Haftasonu seminerlerim başladı, yolculuk halim cumartesi-pazar' a taştı. Yorgunum ama bazı zamanlarda insana yoğunluk iyi gelir, bilirsiniz size de olmuştur mutlaka, zamanın hızlı geçiyor olması sevindirir, takvime bir bakmışsınızdır, "bu tarihe ne zaman geldik yahu" diye ufak bir kafa karışıklığı bile yaşarsınız.


Kocaeli-Sakarya hattında yolculuk edecekseniz ve Sapanca Gölü kenarındaki tesislerde işiniz yoksa otobana girmenizi tavsiye etmem. Zira gölün diğer tarafında kalan yol çok daha sakin ve gölün daha yakınından geçtiği için güzel bir manzara eşliğinde yolculuk ediyorsunuz. Bu ayrıntıdan sonra gelelim asıl konuya.


Sakarya'da bir lezzet durağımız var şimdi.. Islama Köfteci Mustafa. Adapazarlılar bilir mutlaka, 1912'den beri sade, aydınlık tek katlı binasında hizmet veren bu köftecinin sahibi Yugoslav göçmeniymiş. Islama köftenin mucidi de oymuş! Yani orjinal ıslama köfte burada, diğerleri sahte oluyor efendim, benden söylemesi!


İşte bugün o köftecideydik. Adapazarlı olan annem Yenicami civarında olduğumu öğrenince ısrarla sormaya başlamıştı; "Köfteci Mustafa'ya gittiniz mi?", "şıra da iç mutlaka!", "hala gitmedin mi?" , "ne zaman gideceksin?"...


Yıllar önce henüz 7-8 yaşlarındayken gittiğim, köfte yemenin eziyet olduğu, köftelerin çiğnedikçe ağzımda büyüdüğü, şıranın bana acı geldiği yaşlar geride kaldı. 1 porsiyon kesinlikle az geldi :)

Köfteler çok hafif, ekmekler çok lezzetli, şıra çok ama çok tatlı!
Öğrendim ki lezzet avcısı Mehmet Yaşin' in de yolu düşmüş buraya.

Bu vesileyle süper bir internet sitesi de keşfettim. Yolüstü lezzet durakları' nda Türkiye haritası üzerinden seçim yaparak yolunuzun üstünde bulunan lezzet duraklarını keşfedebilirsiniz. Köfte fotoğrafı da bu siteden alındı.
Teşekkürler lezzet avcısı!

25 Aralık 2009 Cuma

MİKANOS SALATASI


Bazı yiyecekler bana bazı insanları yada anları hatırlatır. Mesela pırasa yaparken hüzünlenirim, zencefil kokusu da üzer beni karpuz kokusu da. Çikolatalı sufle yerken gülümserim ama, çok komik bir şey gelir aklıma.


Sebebi bu yiyeceklerin tadı değil elbette, günün birinde bu yiyecekleri yerken ki ruh halimi hatırlarım. Pat gelir içime o ruh halim çöreklenir.

Zaten insanlar geçmişte yaşadıkları olayların içeriğini değil de o anda kendilerini nasıl hissettiklerini daha çok hatırlar, buna sevinir ya da üzülürlermiş.



Gelelim Mikanos Salatasına. Bir gün tarif defterlerimi karıştırırken Sahrap Soysal'a ait bu salata tarifine takıldı gözüm. Adı çok hoşuma gitti. Yaz=neşeli günler demek olduğu için bu salatayı yaparken mutlu oluyorum ben, bu yüzden de sık sık yapıyorum.


Yapılışı şöyle:

Salata kasemizin en altına kıtır kıtır kızarmış ekmeklerimizi küçük küçük doğrayıp seriyoruz (ben kepekli ekmek kullanıyorum.) Üzerine domateslerimizi dilimliyoruz. Domateslerin üzerine bir kırmızı biberi ve tatlı bir beyaz soğanı halka halka doğrayıp serpiştiriyoruz. Kuru kekik-taze nane ekleyip en üste de lor peyniri atıp Zeytinyağı-limon-tuz üçlüsünü ekledikten sonra mümkünse üzerini kapatıp 1 saat kadar buzdolabında bekletiyoruz. Salatanın sosu alttaki ekmeklere geçiyor.

Karıştırmadan servis ediyoruz.


21 Aralık 2009 Pazartesi

THE TWILIGT SAGA: NEW MOON


Twiligt çılgınlığı tüm dünyayı sarmış, kitapları okunuyor, filmleri çekiliyor, ergen kızlarımız Edward'a hayran, vampir çılgınlığı almış başını gidiyor, gitmesine de ben bu kalabalığın çok uzağındaydım nedense...


Öncelikle kitaptan uyarlama filmlerin kitap kadar doyurucu olmayacağı tecrübeyle sabittir. Artı, konu vampirler olunca, korku filmlerinin fragmanlarından bile ürken ben itibar etmemiştim bu filme. Ancak Ertuğrul Özkök'ün "James Dean'den beri beklediğimiz aktör mesih" diye methiyeler düzdüğü Twiligt'ın Edward'ı Robert Pattinson'un oyunculuğunu da merak etmiyor değildim.


Neyse gecikmeli de olsa filmi izlemiş bulunuyorum. Öncelikle sinema salonundaki yaşları 10-18 arası değişen çocuk-ergen grubunu görünce aşağı yukarı nasıl bir filmle karşılaşacağımı tahmin ettim sayılır. Zira ön koltukta oturan çocuk bilmem kaçıncı kez izlediği filmin repliklerini resmen ezberlemişti. İlk yarının yaklaşık 20. dk.larında Alper'in çocuğun üzerine atlamak için hamle ettiği saniyede yan koltuktaki bayan uyardı da gerçek bir kurtadam görmedi çocukcağızlar:))


Film hakkındaki izlenimim %100 olumlu. Ama Edward'ı bu filmde pek göremedim ben?! Belki ilk filmde daha bir ön plandaydı bilmiyorum ama bence benim gibi Twiligt: Newmoon' u devam filmi olarak değil de ilk kez izleyen herkes aynı fikirdedir.


Edward değil ama Jacob fanatiği olarak ayrıldım salondan, yani vampirci değil, kurtadamcıyım ben:))




FIRINDA HAMSİ

Balığın bol olduğu şu günlerde haftada en az 1 gün balık yemeğe gayret ediyoruz. Aslında bu gayret Alper'in ısrarları ile oluyor zira yapması bir yana yemesi bile zor keratayı.:))

Ama hamsiyi ayrı bir kategoriye koyuyorum, kılçığını ayırdın mı löp löp yemek için bir engel kalmıyor.

Bu haftaki balık yeme etkinliğimizi annemlerin daveti ile sıyırdık, "ev kokmayacak yuppi!!" derken, bir de baktım Alper öğlen elinde 1 kilo hamsi ile geldi:)

Ben de sıvadım kolları, girdim mutfağa... Annemden öğrenmiş olduğum şimdi vereceğim tarif, hamsi tavadan hem daha hafif hem de yemesi daha zevkli.

Yapılışı şöyle:

Zaten ayıklanmış olan hamsilerin kolayca çıkan orta kılçıklarını musluğun altında temizliyoruz.


Bir yanda ise yarım demet maydonuzu küçük küçük doğrayıp, rendelediğimiz 2 yemeklik soğanla karıştırıp içine karabiber ve tuz ekleyip karıştırıyoruz.


Fırın tepsimizin çok batmaması için bu aşamada yağlı kağıt serebiliriz. Sonra avcumuzun içine aldığımız hamsinin içine azıcık maydanoz-soğan karışımından koyup kuyrukları birbirinin üzerine gelecek şekilde başka bir hamsiyle kapatıyoruz. (Soğan-maydanoz karışımını yaptığınız tabakta soğan suyu kalacaktır onu da balıkların üzerine dökün, ziyan olmasın.)


En son tepsiye dizdiğimiz balıklarımızın üzerine fırçayla yağ sürüp fırına veriyoruz.


Benim tepsi resimde gördüğünüz üzere hazır, fırına gireceği saate kadar dinleniyor balıklar, sonra son yolculuklarına uğurlanacaklar:))



18 Aralık 2009 Cuma

PATATES ÇORBASI


Sevgili patates, seni çok ama çok seviyorum. Özellikle kızgın yağda kızarmışını, ya da fırınlanmışını, ya da oyulup kumpirlenmiş halini, ya da galeta ununa bulanmış kroket halini.
Ne güzel bir şeysin sen! Her yere yakışıyorsun. Ama itiraf etmeliyim ki çorbanı pek duymamıştım...
Denediğim tarif içtiğim bir patates çorbasından yola çıkarak, biraz internet araştırmasıyla hazırlandı. Sonuç: paylaşılabilir derecede başarılı.
Yapılışı şöyle,

Önce biraz sıvıyağda küçük doğradığımız 1 adet beyaz soğanı çeviriyoruz, ardından 2 patatesi rendeleyip onları da soğanla öldürmeye devam ediyoruz. Üzerine göz kararı su ekleyip kaynamaya bırakıyoruz. (Su miktarını ayarlamakta tereddüt edenler önce az su koysunlar, şayet koyu olursa sıcak su ekleyerek kıvamını açmak daha kolay bir yöntem.)
Bu esnada isteyenler etsu yada bulyon da atabilirler çorbalarına.

Çorbamız kaynadıktan sonra tuzunu ekip yaklaşık yarım bardak soğuk süt ekleyerek 10 dk. daha kaynamaya bırakıyoruz.
Son olarak blenderdan geçirip karabiberle servis edebiliriz. Hmmm çok güzel oldu...

Benim tarifim böyle. Farklı bir şekilde deneyen var mı acaba?