18 Ağustos 2010 Çarşamba

İÇİNDEN GELDİĞİ GİBİ

Büyümek nasıl bir şey?

Bazı sorumlulukların omuzuna binmesi, yaptığın ya da yapmayı planladığın hareketin sonuçlarını kafanda daha çok evirip çevirmek mi?

Büyümek birdenbire olur ve sonra geri dönülmez mi?

İşte bu noktada durmak istiyorum.


Büyümek insan hayatında bir çok dönemde hızlanan ve sonra yavaşlayan, yaşadıklarının etkisinde kalan bir olay. İçindeki çocukla ilgili bir parça. Şımartılmaya en çok ihtiyaç duyduğu anda senin de toplumsal konumunu göz ardı edip küçülmeye başlaman, kimseye müdananın kalmaması.


Büyümek: Aklından geçen hareketi artık hemen yapamaz olmak. Birşeylerin seni tutması, kaybedeceğin şeylerin çoğalması. Peki büyüdükçe yaşamdan alınan zevk de azalır mı?


Yaşamda büyüdüğün zamanlar kadar küçülmeyi seçtiğin anlarda var mı? Küçülmeyi biz mi seçiyoruz ya da kaderin bize oynadığı oyunlar sonucunda "kavanoz dipli dünya!" serzenişiyle hayatı ciddiye almayı bir yana mı bırakıyoruz?
İşte can alıcı nokta bu. Hayatın bize sundukları. Kocaman bir hediye paketi, içinden çıkacak olanları seçemediğimiz. Hayat en büyük hediye, peki paketin içinde neler var? Zaman zaman bizi büyüten sorumluluk sahibi yapan iyi olaylar, evrensel olarak herkesin olumlu kabul ettiği şeyler bunlar. Sevdiğin insanı bulmak, onunla beraber yaşamaya başlamak, işinden memnun olmak, sağlıklı çocuklarının olması, mal sahibi olmak... Peki tüm bunlar omuzlarımıza binen yükü arttırdığı oranda kaybedecek şeylerimizin çoğalmasına da neden olmuyor mu?
Öte yandan yaşadığımız üzücü olaylar, kişisel ya da toplumsal felaketlerimiz, herkesin "kötü" kabul ettiği olaylar. Bunlar da bizi bir yandan güçlendirip, daha dirençli kılmıyor mu?
Öyleyse hayatı yaşarken iyilikleri olduğu kadar kötülükleri de benimsemek, klişe anlamıyla bunları da bir hayat dersine çevirmek tamamen bizim elimizde değil mi?
Kişiler için hayatlarındaki olayların iyi gitmesini istemeniz. Gitmediğinde yanında olma isteğiniz. Yapamamanız, büyümeniz...

Hiç yorum yok: