24 Ocak 2010 Pazar

CÜCELOĞLU VE YAVUZER

Uzun zamandır bir kitap önermediğimi farkettim. Aslına bakarsanız son birkaç aydır derste anlatacaklarım ve haftasonu seminerlerim dışında fazlaca birşey de okumadım. Ancak tam da şubat tatiline çıkmadan önce okulumuzun kütüphanesinde süper bir kitaba rastlayınca sevinçten havalara uçtum. Zaten İstanbul'u özleme sebeplerimin en büyüklerinden bir tanesi D&R, Kabalcı gibi büyük kitapevlerinin ya da sahafların buralarda bulunmayışı. Şimdi diyebilirsiniz ki internetten her birşeyi bulup satın alıyorsun, kitap da al! Ama ben kitap rafları arasında dolaşıp sayfaları karıştırmadan ısınamıyorum bir kitaba. Böyle bir eski kafam var işte...


Önereceğim kitap, Pedagog Haluk Yavuzer'in "Gençleri Anlamak" isimli, ergenlik çağında çocuklara sahip ana-babaların en çok sordukları sorulara cevap veren kılavuz niteliğinde bir çalışma. Kendi kültürümüz içinde yoğurulan gençlerin olaylara verdikleri tepkilerin nedenleri, bu tepkilere nasıl yaklaşılması gerektiğine dair doyurucu bir eser. İnternet üzerinden yaptığım araştırma sonucunda bu çalışmanın Yavuzer'in devam niteliğinde bir kitabı olduğunu anladım; zira "Çocukları Tanımak ve Anlamak" isimli bir kitap da yayınlamış bulunuyor kendisi.


İkinci önerim ise bir TV programı. "Yeniden İnsan İnsana" ve "İnsan ve Davranış" adlı kitaplarını üniversite yıllarında ders kitabı olarak okuduğumuz üstün insan Doğan Cüceloğlu her pazar sabahı 10.45'de TV 8'de yaptığı programla pazar kahvaltılarımızın vazgeçilmezi oldu. Bugün öğrendiğim üzere kendisinin bir de web sitesi bulunuyor ve kaçırdığınız programları bu site üzerinden izleme olanağınız var. Ayrıca bu sitede ilginizi çekecek küçük hikayeler ve Cüceloğlu'nun çalışmalarıyla ilgili son bilgileri de bulabilirsiniz.

Herkese iyi pazarlar...

18 Ocak 2010 Pazartesi

NOT VERMEK


Hayatta her an fişleriz birilerini, haklarında not alırız, not veririz kafamızdan. Arkadaşlarımız, dostlarımız, akrabalarımızdır; hayatımıza girip çıkan insanlardır onlar. Yıllar yılı dost olduğunuz biri de olabilir bu kişi, alt kattaki komşunuzun çocuk bakıcısı da. Hatta belki de uzaktan tanıdığınız birine daha bonkör davranırken, tüm maskelerinizi bizzat yüzünüzde görmüş birine cimri davranabilirsiniz not verirken.


Not verirken adaletli olmak gerekir. Günlerdir de bunun için kafa yoruyorum. Ancak benim yaptığım gerçek manasıyla not vermek şu sıralar. Daha önce çalıştığım kurumda yaptığım iş kesinlikle peşin hüküm vermekten sıyrılmayı gerektirirken şimdi branş öğretmeni olunca işler de değişti.


Sözkonusu genç-çocuklar olunca bir de daha da zorlaşıyor karar vermek, yufka yüreği rafa kaldırıp objektif davranmak gerekiyor.


Sözlü notlarının karne ortalamalarını ne denli değiştirdiğini bilenler işin hassasiyetini de bilirler. Benim gibi kafa yorarlar belki de tek bir çocuğun tek bir notu için...
Zor iş vesselam not vermek, aceleye gelmez, uzun uzun düşünmek, tüm dönemin analizini yapmak, biraz da kanaat kullanmak gerekir :)

VAVİEN VE 2012


İki film yorumum var şimdi. Vavien' i sinemada, 2012' yi ise evde DVD' de izledim.

Avrupa Yakası' nı izlerken beni gülmekten koltuktan düşüren isimlerdi Engin Günaydın ve Binnur Kaya. Ee filmlerini izlemeden olmazdı elbette. Biraz gecikmeli olarak bu akşam izlemiş bulunuyorum. Gerçek hayattan acımasız bir kesitin alınıp lap diye önünüze konması sizi bir parça afallatıyor doğrusu. Hergün gazetelerde okuduğumuz karı-koca cinayetleri-cinnetleri-ezilen evkadını-ergen çocukların apayrı dünyası-İstanbul'un Anadolu yakası gişelerinden çıkar çıkmaz karşılaşabileceğiniz mahalle hayatı-haftasonu piknikleri hepsi bu filmde var. Sıkılmadan seyredilen, müzikleri bana Amelie filmini anımsatan, hikayesi yürek burkan ama öykünün tam tersine bir şekilde de içinizi ısıtan bir film. Hayatın çok içinden olmuş.


2012 ise klasik bir Amerikan filmi. California'yı, Beyaz Saray'ı bilmem kaçıncı kez seller alıp yutuyor. Hayatın sillesini yemiş bohem baba ise zamanında bir arada tutmayı beceremediği ailesinin hayatını kurtarıyor. Kötüler magmanın dibini boylarken, iyiler "yeni" dünyada "yeni" hayatlarını kurmak üzere engin okyanuslarda yol alıyorlar.


İşte böyle sinemaseverler. Bilmem izleyenler ne düşündüler ancak benim yorumlarım böyle...


17 Ocak 2010 Pazar

İKİNİN BİRİ


Cuma akşamı kuzen Merve ve eşi ile beraber tiyatroya gittik. Girişte biraz hoş-beş ettikten sonra yönetmenliğini usta tiyatrocu Haldun Dormen'in yaptığı "İkinin Biri" adlı oyunumuz başladı ve ben "Ay Işığında Şamata"da olduğu gibi çok ama çok eğlendim.


Kaç Para Kaç, Ulak, Uzak gibi bir çok sinema filminde rol almış olan ama asıl Şaşıfelek Çıkmazındaki İnci karakteri ile beynime kazınmış olan Zuhal Gencer Erkaya başta olmak üzere, tüm oyuncular yüksek tempolu bu oyunda teklemeden iyi iş çıkarıyorlar doğrusu.

Oyunda, İngiltere' de "muzır yasası" nı çıkarmak için eşiyle beraber Londra'ya gelen bir bakanın kaldığı otelde "muzır"lık hevesinden ortaya çıkan ve sonunda arapsaçına dönen olaylar anlatılıyor. Komedi türünün güzel bir örneği olan oyun 1 Ekimden beri sahneleniyormuş.

İzmit' tekiler, İzmit' e yakın olanlar, tiyatro sevenler-sevmeyenler, ne duruyorsunuz, çok şeyler kaçırıyorsunuz!

15 Ocak 2010 Cuma

ELMALI TURTA

Fırından yeni çıkmış, misler gibi tarçın kokulu, yapımı kolay, yemesi zevkli elmalı turta tarifiyle karşınızdayım.

Alper'in kardeşi ufak bir operasyon geçirdi, yarın geçmiş olsun ziyaretimiz var. Ee hasta şımartılır elbette. Turtamız ona gidiyor.

Tarifimiz şöyle,

3 yumurta ile 1 su bardağı tozşekeri iyice çırpıyoruz. Bir yanda erittiğimiz 1 kaşık tereyağı, 1,5 su bardağı un, 1 paket kabartma tozu, 6 çorba kaşığı sütü yumurta-şeker karışımımızın üzerine ilave edip tahta kaşık yardımı ile iyice karıştırıyoruz.



Bu karışımı tercihen (çıkarırken zorlanmamak için) kelepçeli kalıbımıza döküyoruz. Daha sonra soyup dilimlediğimiz elmaların sırtlarına bıçak darbeleri ile yarıklar açıp turta hamurumuzun üzerine yerleştiriyoruz. Evde 3 elma olduğundan ben düzgün bir şekillendirme yapamadım. Aslında turtamızın üzeri tamamen elma ile kaplanmalı. Hamur kabarınca elmalar içine gömülüyor, işte o zaman görüntüde de mükemmelliği yakalamış oluyoruz. Neyse tadından eminim hiç olmazsa...

Turta resmini bilgisayara aktarırken pazartesi günü belki 6 kez oluşup kaybolan, gökkuşağını gördüm, bir kere daha mutlu oldum. Çevredeki herkese telefon açıp,
-Pencereden bakın gökkuşağı var, göremiyor musun?
-Tam İzmit'in üzerinde,
-Yine mi göremedin, o zaman dışarı çık!
Şeklindeki delirme hallerimin sebebi oldu bu gökkuşağı. Evin ön
tarafında güneş-gökkuşağı varken, arka tarafında yağmur yağıyor olması beni kafası karışmış halde bir ön tarafa-bir arka tarafa sürükledi durdu.
Yoksa siz gökkuşağı görünce heyecanlanmayanlardan mısınız?


8 Ocak 2010 Cuma

TABU XL VE PATATESLİ BÖREK

Çarşamba akşamı okuldaki tüm bayan öğretmenler bir evde toplandık. Yaklaşık 16 kadın biraraya gelirse ne olur? Bol bol hamurişi-tatlı, bol kahkaha, bol bol oyun olur!


Koca grup ikiye ayrıldık bir grup okeyci, bir grup tabucu olduk. Ben tabuculardandım. Daha önce yalnızca bir kez oynadığım bu oyun epey değişikliğe uğrayarak çığırmaya daha müsait hale gelmiş. Bayağı da zorlaşmış. Benden size tavsiye, şayet tabu oynamaya niyetliyseniz ve kalabalık bir grup olacaksanız komşuları önceden uyarınız:))


Bugün de misafirlerim var. Paylaşmaya değer bulduğum ise fırınımdaki börek.


Tarifi şöyle,

6 yufka için bir paket sana yağını 1,5 bardak suyla eritiyoruz. İlk yufkamızı açıp bu karışımla bolca ıslatıyoruz. Üzerine bir yufka daha serip yine ıslatıyoruz. Sonra da üst üste konup ıslatılmış bu iki yufkayı sekize bölüp içine ne koyacaksak koyup sarıyoruz. Bir gece buzdolabında bekletmek en güzeli. Ben öyle yaptım. Ama vaktiniz yoksa 30. dk. buzlukta da bekletebilirsiniz. Su yufkanın kabarmasını sağlıyormuş ben yeni öğrendim...
Benim böreğim patatesliydi. Ama kıyma da çok yakışır eminim.
Benim için siz öyle deneyin:)


4 Ocak 2010 Pazartesi

KAR

Pencerenin kenarında elinde kalem kağıt ders çalışırken, arada sırada karlı dağlara bakıp hayallere dalarken pencerenin kenarına konan bir martının çığlığıyla yılın ilk karını görüp sevinçten boş evin içinde dört dönersen, mutluluktur işte bu!

Kar yağınca çok seviniyorum! Hep yağsın, yerler de tutsun istiyorum. Sonra dışarıda kar varsa tek başıma bile çıkıp kar oynayasım geliyor!


Nasıl da sakin sakin süzülüyor, martı da hala pencerenin kenarında şaşkın bakınıyor. Kar yağıyor, martı bakıyor, zeynep yazıyor...


Amanın kar hızlanıyor, Zeynep tırsıyor:))

1 Ocak 2010 Cuma

YAHŞİ BATI


Yeni yıla nasıl girersen öyle geçermiş bütün senen. Tüm özel günlere karşı ekstra antipati besleyen ben, (bayram, yıldönümleri, yılbaşı gibi...nedendir bilmem stres sebebidir benim için) bu yılbaşını evde en yakınlarımla geçirmek istedim. İçimden öyle geldi. Güzel de oldu. Samimi, kahkahalı, sazlı-sözlü-efkarlı-neşeli geldi-geçti.


1 ocak yılın ilk günü, baharı kıskandıracak kadar tatlı esen meltem insanı dışarı davet ederken, abimlerle beraber sinemaya gittik.


Dumanı üstünde Yahşi Batı' yı izlemiş bulunuyoruz. Cem Yılmaz' ın filmleri haricindeki her haline tapan ben, maalesef filmlerine pek fazla saramıyorum. Her şey çok güzel olacak, Hokkabaz, Gora, Arog... Şimdi ise Yahşi Batı.


Filmin konusu şöyle: Amerika Başkanı' na Osmanlı İmparatorluğu' ndan hediye olarak elma büyüklüğünde bir elmas götürülecektir. Bunun için de Aziz (Cem Yılmaz) ve Lemi (Ozan Güven) görevlendirilir. Değerli elmasın çalınmasıyla komedi başlar, olaylar birbirini takip eder...


Türk filmlerine, kovboy filmlerine, tarihsel olaylara göndermeler mevcut. Ancak Recep İvedik' te eleştirilen bayağı küfürler-espriler de mevcut. Filmin 2. yarısı daha eğlenceli ve hızlı ilerliyor. Haftasonu gülmecesi için hoş bir film; Cem Yılmaz garantili...


Bu arada Yedi Kocalı Hürmüz ' e değinmeden geçemeyeceğim. Fatma Girik' li eski versiyonunu Türk filmi hastası olarak yüzlerce kez izlemiştim, Ama Nurgül Yeşilçay ve Gülse Birsel' li haline de bayıldım. Fıkır fıkır, şıkır şıkır insanın kanını kaynatan süper masalsı bir şey çıkmış ortaya. Ben bayıldım, kaçırmayın derim...