31 Aralık 2011 Cumartesi

2011' İ KAPATALIM

Yanlış anlamayın, sevmiştim kendisini. Anaç duygularla sarılıp sarmalandığım, Ece bir öğününü atladı diye kimi zaman sinir krizleri geçirdiğim, kafamı tavana vuran sürpriz bir hamilelik haberiyle sarsıldığım -öğrendiğimde müstakbel Cemre hanım tam 11 haftalıktı! Kendisi ortalama 1 ay sonra aramıza katılacak- olumlu bir 2011 geçti, gitti.

2012' de en çok ihtiyacım olan şey biraz daha sabır olacak kesinlikle. Bu sefer iki çocuklu hayata alışma, tekrar eski bedene dönme -bol emzirme sonucu kendiliğinden oluyor- ve evdeki yeni düzeni oturtma çabalarıyla kavrulup gideceğiz.

Zamanımı daha verimli kullanma konusunda bir karar alma çabam var yalnızca ki kendimi hiç bir şey için kasma modunda da değilim. Ece aynı hafta yürümeye başladı ve 8 azı dişini aynı anda patlattı desem, anneler için bir şey ifade eder herhalde:)

Neyse, eylülden beri yazmamıştım, içimde bir huzursuzluk vardı, yazdım, bu başlangıç olsun diyelim. Daha akıcı yazılarla beraber olmak dileğiyle hoşgeldin 2012!!!!!

20 Eylül 2011 Salı

ÜNAL KARDEŞLER

Çok geç kaldım çoook! Tatilin dumanı tüterken yazacaktım bu yazıları ama fırsat olmadı bir türlü, şimdi unutmadan kısa kısa notlar hiç değilse.



Urla-Çeşmealtı' nın bilindik mekanı İskele meydanıdır. Burada Sezen Aksu' nun da müdavimi olduğu söylenen balıkçılar falan vardır. Aynı zamanda Yorgo Seferis' in evinin restore edilerek otel olarak kullanıldığı İskele meydanında bir de lezzet durakları arasına girmiş tadı dillere destan bir katmer-kahvaltı salonu vardır. Adı Ünal Kardeşler. İskele' de kime sorsanız gösterir. İzmir taraflarındaysanız denize sıfır bu mekanda bir kahvaltı edin mutlaka.

12 Eylül 2011 Pazartesi

SÜTLAÇ

Tatil yazılarının arasına sütlaç girecek. Tam kıvamında düşünce unutmadan yazmak istedim. Tarif annemin. Uzun süre önce internetten bulduğum bir tarifi denemiş, sonuç hüsran olunca küsmüştüm sütlaca. Geçenlerde annem yapınca onun tarifiyle denedim, kıvam süper oldu.



1,5 çay bardağı pirinci yıkayıp üzerini baya bi geçinceye kadar suyla kaynamaya bırakıyoruz. Pirinçler sularını çekip uzayıp lapa olunca, 1 litre sütü tencereye boşaltıyoruz. Arada bir karıştırarak kaynatıyoruz. Kaynayınca altını kısıp 1 su bardağı şeker ilave edip dibini tutmaması için yine arada karıştırarak yaklaşık 30 dk. koyulmasını bekliyoruz. Bu esnada sabırlı olmak gerekiyor. Annemin deyimiyle sütlacımızın üzeri manda gözü gibi olmaya başlayınca tamamdır. Kaselere alıp soğutuyoruz.



Hem besleyici hem lezzetli.

9 Eylül 2011 Cuma

6. HASTALIK

Ece' nin sevgili azı dişleri;



Sizin günahınızı aldık çok özür diliyoruz. Gerçi "diştendir bu ateş" dediklerinde "ben diş göremiyorum" dedikçe Alper' de dahil, nasıl göremiyorsun doktor gördü falan diye çamur atmaya çalışsalar da sizden hiç şüphe etmemiştim. Nitekim ana yüreği haklı çıktı. Ecemiz virüs kapmış. Herpes ailesinden roseala infantum adlı virüsün sebep olduğu bu hastalık, 3-4 gün süren sebepsiz yüksek ateşle başladığından teşhisi de kolay olmuyormuş. 3-4 günün sonunda baş ve vücutta başlayan bastırınca solan pembe renkli bir döküntü ortaya çıkıyor. Ateş artık kalmıyor ve döküntüler de 3-4 gün içinde kendiliğinden geçiyormuş. Daha fazla uzman bilgisi için şuraya bir tık. Ateşlendik, döktük bugün 6. günümüz artık geçiyor.



Tedavisi yok. Daha çok 6 ay -- 3yaş arası bebeklerde görünüyor ve tek tehlikesi yüksek ateş.



Ve bu aralar fena salgınmış, bebeklilere duyurulur..


8 Eylül 2011 Perşembe

AYA YORGİ KOYU - BABYLON



Aslında Sakız koyunda başka bir plaj kestirmiştik gözümüze ancak buranın iskelesinde arıza olduğundan güvenlik sebebiyle o gün kapamışlar. Allahtan Çeşme' de her yer birbirine çok yakın. Alper' in gönlünden geçen Aya Yorgi koyuna saptık ve karşımızda Babylon.



Geniş mi geniş bir alana kurulu bu tesis çocuk kulübü, voleybol, basketbol, mini futbol sahaları, sualtı kamerası, playstation alanı, masaj, internet corner gibi zamanınızı geçirebileceğiniz bölümlerle dolu. İsterseniz de pufidik minderlerde bütün gün yayılın durun.


Aya Yorgi koyunun acaip rüzgarlı bu bölümünde terlemek mümkün değil. Zaten Çeşme' nin en güzel yanı da bu herhalde yazın ortasında bir gram bunalmıyor insan.


Otopark niyetine kullanılan zeytinlik alana ise içim kıyıldı. Canım zeytinlik araba gölgeliği niyetinde. Neyse.


Biz çok relax bir gün geçirdik. Akşam dönmek istemedik. Yine de çocuklular için bir uyarı, deniz birden derinleşiyor ve çivi gibi. Alaçatı ya da Ilıca gibi git git bitmeyen bir sığlık yok burada. Gerçi bu sene Ege' de sular hiç ılınmamış söylediklerine göre.


Bunun haricinde herşey gönlümüze göreydi. Çeşme' de bir gün geçirilesi mekan.

7 Eylül 2011 Çarşamba

AZI DİŞ = AZILI DİŞ






8 tane dişi var Ece'nin. 4. aydan itibaren her ay 1 tane, her ay en az 5 gün diş iştahsızlığı falan...




Fakat ateş hiç yapmamıştı, ta ki azılara sıra gelinceye kadar. Azı diş= azılı diş. 3 gün mahvolduk. 39' u gördük hoop duşa, 39' u gördük hoop duşa, şurup işe yaramadı, fitile sardık. Neyseki bugün ateş kesildi. Huzursuzluk devam. Bir de alnnıda fısır fısır bir döküntü. Anneler telefonda teşhis koydu=5. hastalık. 3 gün ateş yapar, 4. gün vücudun en sıcak yerinden döküntü yapar, bu da 3 gün sürer sonra da geçermiş. Bakalım tüm evreleri atlatmışızdır inşallah. Yarını bekliyorum:(

6 Eylül 2011 Salı

TAŞBAHÇE

Çeşme lezzet durakları arasında bir kahvaltı mekanı. ILıca' daki Taş Bahçe'de ev yapımı reçeller, nefis peynirler, hayatımda ilk kez yediğim Gevrek var. Yoksa siz hala simit' in İzmircesinin mi gevrek olduğunu sanıyorsunuz? O halde fena yanılıyosunuz çünkü gevrek başka bir şeymiş ben de orada tattım.


Önerim çiğbörek yemeden dönmemeniz. Devasa boyutlardaki börek kahvaltı üzerine iki kişi için yeterli bir boyutta:) İnsanın iştahı açılıyor malum yazlık yerlerde...


Bu mekanda öğleden sonra tencere yemekleri de varmış. Mantısı meşhur. Yandaki fırından da boyozları kaptınız mı buraki işiniz bitti demektir.


ILICA

Yoldan geldik ve akşamüzeri hooop en yakın plaja. Çeşme Sheraton' ın da bulunduğu bu uzun kumsal sığ olduğu için çocuklar için de ideal.



Çoğu yerde çeşitli cafeler şezlong kiralıyor ve buranın otopark, duş, tuvalet gibi hizmetlerinden faydalanabiliyorsunuz. Biz de öyle yaptık. Ece 'nin ilk deniz tecrübesi buradaydı. Ah o dalgalar olmasaydı hiç ağlamayacaktı:) Neyse yine de iyi bir başlangıç oldu.


Yanda aralarında 18 ay bulunan kız kardeşler, Ece' nin plaj arkadaşları. Onlar EcOşu oyalayıp yemek yedirmeme yardımcı oldular, karşılığında da Ece' nin Tolo' suyla oynadılar:)


Karnınızı doyurmak için yol üzerindeki milyonlarca "kumrucu şevki" den birine girebilirsiniz. Yine de bir kumru gurusu olan Alper' den geçer not alamadı. Çeşmealtındaki kumrucumuz daha başarılı bulundu.


Ilıca' ya bir kez daha uğrayacağız kahvaltı için.

TATİL NOTLARI

Ece ateşlendi ilk kez. Yani aşı dışında spontan gelişen ilk hastalığı diyebiliriz. Dolayısıyla kafam bozuk. Bir yandan okul başladı, ayrı kalma telaşı. Öte yandan 1. yaşgünü için planlamalar, bir diğer taraftan ateş takibi ve devamlı mızmızlanan bir Ece...Yine de yazmalıyım unutmadan. Oysa o güzel tatili unutmayı hiççç istemiyorum!!!



Yine son dakika insanları olarak Cuma günü yerine salıdan çıkınca yola Çeşme' ye kampı kurduk. Oysa ben plan insanıyımdır. Erken erken bilmek, hakim olmak isterim her olaya. Ne fena çünkü Alper' le evliyim. Alper' in işi hep son dakikada değişir. Herşeye hazırlıklı olmalıyız!


Neyse 1 günde tatil moduna geçmeye mecbur bir şekilde acele toplanan bavullar, telefon trafiği derken bir baktık Çeşme' yiz..


İlk durak Ilıca.

19 Ağustos 2011 Cuma

ECE'YE




Canımın taa içini titreten minik kızım,


Az önce köpüklü bir banyo yaptın ve sonra yüzükoyun yatıp kendi ninnini kendin söyleyerek bir uykuya daldın. Ben de senin o minik ayaklarını, küçük çeneni ve fındık burnunu izleyerek tebessümler içinde yatırdım seni.


Gitgide daha da çok bağlanıyoruz sana. Annelik ya da babalık öğrenilen bir olgu bizce. Yani biz babanla böyle düşünüyoruz. Birbiriyle çatışan iki güdün var ait olma ve birey olma. Ve şimdiden hem kendin birşeyler başarmak istiyorsun çoğunlukla ama sonra da anneeee, annee diye koşar ayak emekleyerek yanıma uçuyorsun. Ben de seni kucaklayarak cesaret vermeye ve avutmaya çalışıyorum. Çünkü böyle zamanlarda canın yanmış ya da uykun gelmiş oluyor.

Sana iki isim verdik biz. Aslında sevmezdim iki isimlileri ama yaptık işte. Güneş Ece oldun bizim için. Güneş; evimizi ve içimizi varlığınla haberdar ettiğin ilk günden itibaren bir güneş gibi aydınlattığın içindi. Ece; ne olursa olsun ömrümüz boyunca seni koşulsuz seveceğimiz ve ailemizin kraliçesi olacağın için. Sen bizi hiç üzmedin ece. Hamileliğin, doğumun (ters oluşun dışında:) ve bebekliğin çok rahat dönemlerdi. Hala da öyle geçiyor. Umarım mimarı olacağın kendi hayatını kurarken sen de çok fazla zorlukla karşılaşmaz; karşılaştığın zorlukları coşkulu ve güçlü bir biçimde çözme azmini içinde bulursun, unutma biz arkanda olacağız.

Sevgili kızım, çok güzel bir ülkede yaşıyoruz. Şu an için coğrafi ve kültürel açıdan. Umuyorum ki yıllar içinde sosyal açıdan da daha iyiye doğru gideriz. Çünkü maalesef ülkemiz bir iç savaş yaşıyor. Her ne kadar adı konmasa da bu böyle. Hergün bombalar patlıyor, çatışmalar oluyor, askerler ölüyor, ölmezlerse bir sebepten tutuklanıyorlar. Annen haberleri izleyemiyor çünkü cenazeleri izlerken gözyaşlarını tutamıyor. Baban da bir asker. Ülkesini çok seviyor. Belki benden daha çok... Diken üzerindeyiz sevgili kızım. Yine de normal hayatımıza devam ediyoruz 'mış gibi yapıyoruz. Kardeşlerin evine ateş düşme'miş gibi, birgün kapımız çalınmayacak'mış gibi, bir çok tüketim ürününde en fazla vergiyi vermiyor'muş gibi, yine de senin önünde uzun bir zaman dilimi var, herşey iyiye doğru evrilme eğilindedir fizik kanunlarında, ben de kendimi böyle avutuyorum.


Yaklaşık bir ay sonra senin için büyük bir gün, tam 1 yaşına basacaksın Ece. Doğum günleri önemlidir annen için ve ben hayatta olduğum müddetçe her doğum gününde bir pastan olacak merak etme. Kendi hayatını kurduğunda bizle olmak istemeyecekğin zamanlar da olacak eminim ama yine de evinde üflenecek mumlar olacak sakın unutma bunu.


İşte böyle Ece. Arada eser annene uzaklardan. Daha çok yazacaklar var. Zamanla çıkacaklar onlar da. Bu sadece senin içindi canım.

İyi uykular...

9 Ağustos 2011 Salı

GÜLLAÇ

Kendisini çok severim. Nedense ramazanlarda hatırlanır. Bir ramazan pidesi şöyle sıcak ve yumurtalı, arasına tereyağ ve pastırma bir de güllaç olmadan olmaz:)



Ramazanlarda market raflarında boy gösteren güllacın bu kadar kolay yapıldığını bilseydim keşkem. Bir kere süt deposu olurlar kendileri yapınca anlamış bulunuyorum.


Tarifimiz şöyle,




Bildiğiniz dikdörtgen borcamlardan kullandım. İnce hesaplarıma göre 1 litre süt için 300 gr. tozşeker gerekiyor. Tencerede ikisini kaynatıyoruz. Bu arada ben fazla tatlı olmasını istemediğim için tadarak tadını biraz daha süt ekleyerek açtım. Önerim herkesin kendi damak tadına göre şekerini ayarlaması. Sonuç itibari ile bir dikdörtgen borcam için 1,5 lt. süt ve bir kupa tozşeker kullandım. Güllaç yapraklarının parlak kısmı yukarı bakacak şekilde 1 kat yaprak koyup her katı sütle bolca ıslatıyoruz. Güllaçlar süngerbob misali süt çekiyor ona göre.




Ilık sütle ıslattığınız güllacı soğumaya bırakıyoruz. Benimki şu an o aşamada. Sonra üzerine ceviz. hmmm sonra yemeye hazır.



Ayağımın altında tahta kaşık rüşvetleriyle dolanan bir ece var, resimde de gördüğünüz üzere, dolayısıyla pek süsleme işlemlerine giremiyor, avucumdaki üzümlerden bir güzellik yapıyorum, onu da idare ediverin artık:))

4 Ağustos 2011 Perşembe

Zeytinyağlı biber dolması

Selammm,


Hem çok yoğunum hem de çok boş, hem çok mutluyum hem de canım fena halde sıkılıyor. Tatil istiyorum. Güney istiyorum. OOOOff çekiyorum kocaman. Neyse...


Evveet Ece son sürat emeklemelerine bir de koltuklara falan tutunup kalkmayı ekledi. Ben bilgisayarın başında o da dizimin dibindeyken hoop bir bakıyorum koltuğa dayanmış, elinde kumanda tv' yi açmış falan... Bir de artık çekmecelerin açılabildiğini ve içlerinde onun ağzına göre bir sürü incik-cıncık barındırdığını anlamış bulunuyor. Tez zamanda çekmece kilitleri alınacak.




Bu post bir yemeğe ait. Kendisini çok sevmekle beraber, zor sanır yapmazdım. Ama annemden hayır yok bu aralar, pazardan ellerimle dolmalık biber seçtim ve zeytinyağlı biber dolmalarımı kendim yaptım kendim yedim. Nefis oldu. Hiç de zor değil.




Bir soğanı hemen rondodan geçirin, yarım su bardağı zeytinyağı ve yaklaşık 1 çay bardağı suda haşlayın. Onlar haşlanadursun, siz bir yanda bir bardak pirincinizi yıkayın, yarım demet dereotunuzu ince kıyın, yenibahar, 1 tatlı kaşığı kadar kuru nane, 1/2 paket dolmalık fıstık ve kuşüzümünüzü meydana çıkarın. Hepsini soğanlara katın. 1 çay kaşığı tozşeker ve de tuzunu unutmayın. Hmmm unuttuğum bir şey var mı düşünüyorum, düşünüyoruuuum, yok. Şimdi hepberaber bunları kavurun. Pirinçler tencereye yapışmaya başlarsa yarım su bardağı sıcak su daha ekleyip biraz daha kavurun. Pirinçler tam pişmeyecek ama ağza geldiğinde taş gibi de olmayacak kıvamımız bu.




İçimiz bu şekilde hazırlanıyor. Dolmalık biberlerimizi de oyup yıkadık, içlerimizi doldurduk, tenceremize dik konumda yerleştirdik. Şimdi de bir domatesi kapak kapak kesip biberlerimizin üzerine kapatıyoruz. Sonra tencere ocağa konulacak. Bu arada 1 bardak sıcak suyun içine biraz zeytinyağı, nane, tuz ve yenibahar ekleyip dolmalarımızın üzerine gezdirerek tencereye boşaltıyoruz. Bu pişirme suyumuz. Gözünüze az gelirse biraz daha ekleyin.




Benim tarif 800 gr. civarı biber içindi.




Biberler yumuşayınca pişmiş demektir. Zeytinyağlılar ertesi gün daha bir tatlanır unutmayın, şimdiden afiyet olsuuuun:))

27 Temmuz 2011 Çarşamba

ANNE OLMAK

Dün gece beni ağlatan bir şey oldu. İtiraf etmeliyim günün en sevdiğim saati Ece' yi uyutup yatağa girdiğim, başucu lambamı açıp tv' yi açtığım ya da kitabımı elime aldığım dakikalar oluyor.


Bir önceki yazımda bahsettiğim Haluk Yavuzer' in mutlu kuşaklar yetiştirmek için "Anne olmak" kitabını biraz hızlı geçtim, hakkını yememeli muhteşem bir çalışma. Yavuzer' in danışmanlığına başvuran ailelerden örnek vakaların anlatıldığı çocuk yetiştirirken ana-babaların en çok düştükleri hataların altını çize çize vurgulayan, tekrar, 2 yıl sonra tekrar, 1 yıl sonra tekrar okunası kitap.


Ama beni ağlatan gecenin bir vakti kitabın sonundaki ek bölüm oldu.


Sosyal Hizmetlerin koruması altına girmiş çocukların anneler günü için yazdıkları kompozisyon ve şiirlerden dereceye girenlerin olduğu kısım. Bunları okuyunca bir kez daha anlıyorsunuz ki anne olmak aslında dünyaya bir çocuk getirmek değil. Ona bakmak, yetiştirmek, yanında olmak; emek ve sabırla büyütmek. Beslemek, oynamak, gözyaşını elinle silmek, gece korkunca sarılıp avutmak, ateşlenince başında sabahlamak, temizlemek, dolabını düzeltmek, hayata hazırlamak, ama sadece doğurmak asla değil.


26 Temmuz 2011 Salı

iki kitapla döndüm

Güm güm güm güm





Atma kalbim atma şöyle



Duyulur dışarıdan.......





Vee şaaap suya dalıyorum, kulağımda nilin melodisi "hakkında herşeyi duymak istiyorum" takılı kalıyor ve her zamanki gibi gözlerimi açıp suyun dibinde o anı hafızama kaydediyorum, çünkü denizin altında, üstünde, içinde çok ama çok mutluyum.





Ne zamandır yazmadım ben böyle, bu işte bir tuhaflık var, oysa ne kadar da çok şey yaptım yine. Neyse aradaki boşluğu es geçiyorum, bugünden devam.



Şimdi iki kitap önerisi bunlar didaktik kitaplar ama sıkıcı değiller. Haluk Yavuzer' in "anne olmak" ve Doğan Cüceloğlu' nun "Yetişkin Çocuklar"



İki kitap da bana çok şey öğretti.



Çocuğunuz olması şart değil, hatta bu yanda gördüğünüz kitap tamamen kişisel gelişim. Ben tavsiye ederim.



28 Haziran 2011 Salı

ÖZBEK KÖYÜ-ILIKSU

Yazdığım koca bir yazı, kaydedilmemiş, havaya yazmışım. Silivride'yim, buradaki ADSL bir var, bir yok. O yüzden hızlı hızlı yazıp yayınlayacağım yoksa bu İzmir yazıları gümbürtü olacak iyice...

Ilıksu denizin ortasından çıkan kaynak sularıyla meşhur bir koy. Herkese açık değil, özel bir tesis. Termal kaplıca havuzları da mevcut, Ece bile girdi ve 7/24 kabızcık 2 gün rahat etti:))

Ilıksu' ya herkes gidemezse neden yazdın demeyin, Özbek köyü asıl amaç. Urla' ya 7 km. mesafedeki bu köy keşfedilmemiş tenha bir yazlıklar cenneti. Meraklılar şuraya tık tık. Benim çektiğim muhteşem fotoğraflar evdeki bilgisayarda, dönünce bu yazıya eklenecekler.

Sırada restoranlar URİT ve PANORAMA var. Okumaya devam...

9 Haziran 2011 Perşembe

BEĞENDİK ABİ

Şimdi de Urla' da bir lezzet durağı var. Mehmet Yaşin'in de aralarında bulunduğu özel damakların da test edip onayladığı, Hürriyet' in en iyi 10 listesinde, "kuzu güveç"i ilk 5 te yer alan, Girit mutfağından lezzetlerin sunulduğu Beğendik Abi lokantası.



Bir akşam yemeği yemenizi tavsiye ediyorum.


Bizim tadıp beğendiklerimiz - aslında tadıp da beğenmediğimiz hiç bir şey yoktu- şöyleydi;



  • Çalkama (ege otlarından yapılan börekimsi bir yemek


  • Enginar dolması (dolma içi ile doldurulmuş, asma yaprağı ile sarılmış bir nefisleme)


  • Meyve kompostosu (karadut, çilek, muz) hmm tadı damağımda...


  • Kuzu güveç


  • Ev baklavası ve özellikle Girit böreği tatlısı.
Kardeş hepsi de bu kadar mı lezzetli olur, maalesef canım fena halde çekti şimdi, pöfff;(

7 Haziran 2011 Salı

DENİZ YILDIZI PLAJI

İzmir yarımadasında bir sürü gizli cennet var. Demircili Köyü' ne bağlı Deniz Yıldızı Plajı bunlardan bir tanesi. Özel bir koyda olan bu plaj sit alanı olduğundan yapılaşma da yasakmış. Minik bir iskelesi, berrak ve buz gibi suyu var. 30 Mayıs' da yalnız 3 çocuklu bir ingiliz aile ile biz vardık plajda. Yüzerken parmak uçlarım uyuştu soğuktan.

Bir de bir macera yaşadım ki sormayın. Buz gibi suda flipper misali özgürce dalıp çıkarken birden şezlongdaki Alper ve turist aile tayfası bana el kol işareti yapıp bağırmaya başladılar. Bu arada denizde yüzen bir tek ben varım. Şimdi soruyorum siz olsanız ne düşünürsünüz?

Eyvah dedim köpekbalığı mıdır nedir, bende bir panik son sürat yüzmeye çalışıyorum kıyıya. Sonradan anladım ki İngiliz veledi oltasının ucunu benim iskeledeki terliğe takmış, terlik kendini egenin serin sularında bulmuş, yüzen aylak ben olduğumdan da terliğimi kurtarmam için seslenmişler bana. Hep beraber güldük sonra ama yaşadığım stres yetti bana:)




Plajı işleten bayan çok nazik, yiyecekleri kendileri yapıyorlar. Bira-patates kızartması-tost vee yaprak sarması yedik. Sarma müthişti. Boxer bir de köpecikleri var. Bakışlar yakıyordu boxer' ın. O beni kesti ben onu uzuuun uzun...


Demircili köyüne kadar yol güzel ama son 100 metrede kendinizi dakar rallisinde sanabilirsiniz. Yolu düzelttirmeyi düşünüyorlar mı diye sorunca ilginç bir de cevap aldık, efendim 4x4 ' leri ile teşrif edenler çokmuş buraya ve onlar bundan zevk alıyorlarmış. Ee bu da bir yaklaşım tabii ki:))


Üzerimdeki turuncu elbiseyi de orada unutmuş bulunuyorum. Ama saklamışlar, kısmetse bir sonraki gidişte alınacak.


Deniz yıldızı plajı sezon haftasonlarında yoğundur sanıyorum ama şu mevsimde tadından yenmez...


BADEMLER KÖYÜ

Evvveet gezi yazıları başlıyooor! İzmir tutkunları buraya!
İlk yazı Bademler Köyü' nden.



Bademler köyü, Urla' ya 9 km. uzaklıkta bulunan yaklaşık 1000 nüfusluk bir Alevi köyü. Yaşlı insanların, kireç badanalı tahta oymalı evlerin, düzenli sokakların olduğu, görebileceğiniz en güzel köylerden biri. Burayı özel yapan 74 yıldır köye ait bir tiyatronun bulunması ve dünyaca ünlü piyanistlerin köy meydanında verdikleri konserler. Necati Cumalı' nın eserinden uyarlanan Susuz Yaz filmi de bu köyde çekilmiş.


Pazar günü gittiğimiz Bademler' de pazarın kurulmuş olduğunu görünce çok sevindim. Zaten köylülerin kendi mahsullerini almak için İzmir çevresinden bu pazar için gelen bir çok kişi varmış, tesadüfen pazar günü kurulan bu küçük köy pazarını da gezindik. Ayrıca pazar yerinin üzerinde bir evin avlusunda yaşlı teyzenin yaptığı otlu gözlemeler de dillere destan. Yemeden dönülmez.


Yakın plajların bol olduğu bu yörede haftasonu yüzmeye giderken gözlemelerinizi sardırın, öyle yola çıkın. Şahsen ben Çeşmealtı civarında otursam hemen her pazar bu köye uğrardım.


Halkbilimci Sabiha Tansuğ'un köyle ilgili yaptığı araştırma sonucu edindiği izlenimle bu dosyayı kapatıyorum:


"Bademler Ege uygarlıklarının izini süren köylerimizden biridir. Kadın erkek eşitliği, doğruluk, çalışkanlık, temizlik örnekleri görmek isterseniz bu köye uğrayın."


6 Haziran 2011 Pazartesi

BEBEKLE UZUN YOL

Urla-Çeşmealtı' nı önceki bir yazımda anlatmıştım birazcık. Okumayanlar şuraya bir tık



Önceleri 2 bilemedin 3 günlük tatil planlarımıza dahil olan Çeşmealtı'nda tam 8 gün kaldık. Mayısın son, haziranın ilk günlerinde buzz gibi İzmir sularında bronzlaştık.



Bu yazımın konusu bir bebekle seyahat olacak. Elinizdeyse uçağı tercih edin, ne bebek yorulsun ne de siz. Ancak bizim bulunduğumuz konum itibariyle uçağa gitme ve bekleme sürelerini hesaba kattığımızda neredeyse yolu yarılamak anlamına geldiğinden arabamızla çıktık yola.



Sabah 6' da Gölcük' den dönen tekerlek, 8.30 da Susurluk' ta kahvaltı molası ile durdu. 9.30' da tekrar yollandık 12. 30' da Narlıdere' de bir sahil lokantasında Ege'ye karşı tuz kokularını çekerek içimize gerçek bir kahvaltı ediyorduk. Yolun 3/4 ' ünü uyuyarak geçiren Ece bir şey anlamadı. Onun en aktif olacağı saatlerde biz çoktan Çeşmealtı' na varmıştık.



Arabada Ece' nin oto koltuğu, bir adet mamaların ve sütünün olduğu termal beslenme çantası, bir adet alt açma ve oyuncak çantası bir adet de yedek üst-baş çantası bulundurdum. Altını arabanın arkasında değiştirdim, terleyince üstünü de aynı şekilde.
Bu açıdan önerim yazın araba yolculuklarında bebeklerinizi korkmadan soyun, bir atlet yeter, ince giyinmesi terlemesinden daha iyidir, terli bir bebek daha büyük tehlike arz ediyor, öğrendim.





28 mayıs cumartesi günü Susurlukta ilk molayı verdiğimizde titreyerek inince arabadan "eyvah! kış bitmemiş" diye düşünsem de İzmir' e vardığımızda hava yumuşacıktı.




Ece gidiş yolculuğunda bizi hiç üzmedi, ona koca bir 5 yıldız verdim:) Dönüşte yola biraz daha geç çıktık ve çok sık durduk. Akhisar çıkışında Ceren tur (Urla'dan tam 180 km.), Susurluk Ulusoy tesisleri (çeşmeli damla sakızı ve yanturalı sucuk almadan çıkmayın), Bursa ikea (otoyoldan girmesi ve çıkması çok kolay) mola yerlerimizdi.



İzmir gecelerinde pencereyi açınca içeri dolan ağaç ve bahar kokusunun yerini ise hiçbirşey tutamaz. O memleket başka bir yer, insanın ömrünü uzatır. Ve en güzel tatil ayları haziran ve eylül. Değerlendirmek şart.



Neler mi yaptık tatilde, hepsi ayrı bir yazı olacak. Azıcık sabır:)


24 Mayıs 2011 Salı

HEY JUDE

Bu kış evde oturarak Ece' yi büyütmek çok iyi geldi bana. Dün okula uğradım bir iş için ve öğretmen arkadaşlar artık sıkılıp sıkılmadığımı sordular, evde çok iyi vakit geçirdiğimi söyledim. Ama her güzel şeyin bir sonu var 9 haziran işbaşı. Gerçi 10' unda da okullar kapanıyor :)) Bu arada okulum artık eve çok ama çok yakın arabayla 15 dk.


Birkaç toplantı ve sorumluluk sınavları derken asıl zil benim için taa 19 eylülde çalacak. Bu arada değerlendirilmesi gereken koca bir yaz var. Yüzmeyi çok özledim sezonu bu haftasonu açıyoruz çeşmealtında, dönüşte de havuzda yüzmeye devam, en azından annemler yaz sezonunu açmadan Ece' yi bırakarak biraz form tutabilirim havuzda.


Ve şu aralar anlıyorum ki bir bebeğe bakmak gün geçtikçe daha ağır bir iş oluyor, çünkü koyduğum yerde durmuyor artık, allahtan geceleri erken uyuyor da biraz keyfime bakıyorum. Yine de yatağa girdiğimde haşatım çıkmış oluyor. Gece boyunca da 2-3 kez uyandığını ve sabah 6-7 arası gözlerini açtığını hesaba katarak bir çocuk yapmadan önce gerçekten hazır olup olmadığınızı bir kez daha gözden geçirin derim. Ben bu tempoya hazırdım ve kış boyu evde oluşum bana ekstra bir konfor sağladı.


Ve son olarak düşünce gücü ile ilgili bir kitap okuyorum. Düşüncelerimizle olayları ya da kişileri hayatımıza çağırıyor muyuz sizce de?


Bir kişi aklınızdan geçerken telefonunuz çalıyor ve karşınıza o kişi çıkıyor mu, ya da ansızın karşılaşıveriyor musunuz, ya da gördüğünüzü mü zannediyorsunuz?


Siz siz olun ne düşündüğünüze dikkat edin.


Oh be uzun zamandır konusuz abuklamamıştım iyi geldi.


Son olarak şu fener şampiyonluğuna değineyim. Babam fenerlidir, ece'yi de saflarına almaya kararlı. Kendisi azıcık da fanatik mi desem mesela bursa-fener maçında fener yenilince ağzımdan "oh çok iyi oldu hehehe" sözcüklerini duyan babam birden köpürüvermişti, "bursalı mısın" niye seviniyorsun diye ve gayet de ciddiydi, o günden beri fenerlilerle uğraşmam tırsarım. Nedense bende fenerbahçenin biraz zorlama şampiyon yapıldığı hissiyatı oluştu, beşiktaş maçındaki hakem kararları yüzünden. Diyorum ve kaçıyorum, yine de şampiyonluk kutlamaları hoştu dün gece lig tv' de denk geldim. Ama özellikle Emre ve kaleci volkana gıcık olduğumu da belirtmeden geçmeyeyim.


Oh rahatladım:)

22 Mayıs 2011 Pazar

MEKSİKA FASULYESİ

Adını çok duymuş, dememiştim hiç. En son Metro çıkarmamızda satın aldım, dün de yapma fırsatım oldu. "Yapma" derken yanlış anlaşılmasın, meksika fasülyesi zaten konserve satılıyor açıp, yıkayıp yiyorsunuz, yani pek zahmetsiz.



Ben salatasını yaptım, çok güzel oldu. Gerekli malzemelerimiz; taze soğan (nince kıyılmış normal soğan da olabilir), közlenmiş kırmızı biber, taze nane, zeytinyağı, limon, balzamik, limon ve tuz!


Adı üstünde salata, istediğini at içine, naneyi çıkar, domates koy falan. Ama tarif ettiğim şekli denenmiş, onaylanmıştır ona göre.


Evde bulundurun acil durumlar için etin yanına bu salata hayat kurtarır, demedi demeyin sonra.


3. KOCAELİ KİTAP FUARI

Turgut Özakman, Muzaffer İzgü, Alev Coşkun, Nihat Genç, Zekeriya Beyaz.


Hepsiyle görüştüm dün. Çok da tesadüf oldu. 3. Kocaeli kitap fuarı yaklaşık 10 gündür devam ediyordu ve dün hadi gidelim bi dedik. Öylesine gittik. Çünkü 1. sinde "yandaş" yayınevleri çoğunluktaydı ve tadı yoktu bizim için.




Ama bu seferki öyle değildi. Her kesime hitap eden geniş bir fuardı. Tam bir kitap fuarıydı hem de İstanbuldakini bile gölgede bırakmıştı benim adıma çünkü hiçbir kargaşa yoktu. Yukarıda saydığım isimlerle rahat rahat sohbet etme olanağı vardı. Tabii ki söyleyecek sözü olanlar için.




Biz çok iyi vakit geçirdik, bir sürü kitap yüklendik. En güzeli de Ece için Turgut ÖZAKMAN' a imzalattığımız "Dersimiz: ATATÜRK" kitabı oldu. Ece' ye güzel bir hatıra olacak büyüdüğünde. Adına imzalanan ilk kitabı çok manalı oldu.




Emre KONGAR bugünkü konuklar arasında mesela, tekrar gitmeyi düşünüyoruz. Kaçırdıklarımızı görünce de çok hayıflandık. Banu Avar, Muazzez İlmiye Çığ, Sunay Akın, Doğan Cüceloğlu aklıma gelen isimler.

Yazarların okuyucu ile buluşmaları umarım önümüzdeki yıllarda da bu şekilde devam eder de biz de nasipleniriz.

20 Mayıs 2011 Cuma

HIZLI HIZLI



Hızlı hızlı...


  • Ben bir ayaklı sismograf olarak ilk kez bir depremi hissetmedim, çok mutluyum:), facebookta yazılan durum güncellememlerini okuyup geçtim, hissetmemek hoşmuş:)


  • Ecobik bir ilkini daha yaşıyor, soğuk algınlığı oldu garibim, burnu fırk fırk, burun aspiratörünün gözünü seveyim, her eve lazım...


  • Son ikea çıkarmasını geçtiğimiz haftasonu yaşadık, fakat yine hasarsız olmadı, bir çerçeveyi kırmışım, şimdi ona yeni bir çözüm arayışı var, ilk ve son halini yayınlayınca çokkk şaşıracak, yaratıcılığıma hayran kalacaksınız:)


  • Kanyon'daydı Ayhan SİCİMOĞLU, biz de oradaydık, ailecek hastasıyız da...Ayhan Sicimoğlu ve Latin All Stars Kanyonu coşturdu, biz de güzel vakit geçirdik. Kanyon bilirkişisi gelin Ceylan' a teşekkür.


  • Sadece topitop değil, Alper ve ben de şişirdik bademcikleri, baş zanlı arabanın kliması, tez hesabı kesile!


  • Haftasonu bir de DHO all stars maçı vardı, Alper de başrollerde bir kaç sayı atınca çok havaya girdi, durmadan NBA izliyor,-umarım bu post' u okumaz:))-


  • Bademciklerden sebep Çeşmealtını erteledik 1 hafta keza havanın da tadı tuzu yok...

2 Mayıs 2011 Pazartesi



"Kraliyet düğünü" mü?!!? -"Banane yaaa beni zerre kadar ilgilendirmiyor, amma da abarttılar..." derken sabah twitterda Yılmaz Özdil' in bile geyik çevirdiğini görünce bu konuda azıcık tırsmıştım. Sonra cuma günü tv' yi hiç ama hiç açmadım. Taa ki 4 km. yürüyüş, Ece' nin banyosu, maması derken akşam haberlerinde Kate Middleton' ın o zarif görüntülerini görene kadar. Sonra hızlı bir zapping turuyla tüm haberlerde kraliyet düğünü tarandı.




Sonra haftasonu sırasıyla CNN Türk, BBC entertainment ve pazar sabahı 5.45 te uyanan Ece sayesinde 6.30 da kahvaltı ederken bulunca kendimi son olarak BBC türkçe de düğünün belgeselini izledim de izledim.


En sonunda Alper "sen daha güzelsin" demek suretiyle bu düğüne; ziyadesiyle de hatuna olan hayranlığıma bir son vermek istedi:))


Şimdilik düşes olan İngiltere Kraliçeliği' ne aday bu hanım kızımızın takılarındaki, makyajındaki ve saçlarındaki sadelikti onu bu denli özel kılan. Nitekim esmer Türk kadınlarının sarı saç takıntısı, tombik ve yere yakın bayanların kabarık gelinlik sevdası, kuyumcu soygunundan yeni çıkmış ta kaçıyormuş izlenimi veren takalım da takalım dost düşman çatlasın hareketlerinin yaygın olduğu ülkemde Kate' i anlamakta zorlanan bir çevre vardır mutlaka.


O çevre şunu da bir düşünsün: Monarşi ile yönetilen İngiltere' deki demokrasinin ülkemizdekinden bin kat daha fazla olduğunu düşünüyorum. Kraliçenin torunları askerliklerini Afganistanda yapıyor, Alaska' da gönüllü çalışıyorlar. Başbakan çocuklarını özel okula gönderdi diye halk tarafından protesto ediliyor, bunun sonucunda çocuklar devlet okuluna geçiş yapmak zorunda kalıyorlar. Bilinçli bir halk yönetim şeklinden daha mı önemli? Sonuç yine eğitime çıkıyor. Sonuç olarak modern çağda kral adayı damarlarında "mavi kan" akmayan bir kadınla hayatını birleştiriyor.




Çin' de de çakma kraliyet düğünleri revaçtaymış. 7000 doları bastıran kralla kraliçeye dönüşüveriyormuş. yakında bize de sıçrar mı dersiniz?





26 Nisan 2011 Salı

Yazıyorum, hem de gündüz!

"Ne sizi özürsüz yargılayıcı yapıyor?" diye bir soruyla biten bir yazı okudum ve aklıma hemen şu İngiliz atasözü geldi: "Hayat herşeyin tersini görecek kadar uzundur." İşte tam da bu yüzden büyük laflar etmekten çekinirim ben. Söylemeden önce durup bir kez düşünmek gerekir. Ama yine beşer şaşar, ben de yargılarım:



  • Eğer, karşındaki kişi sana inandığı bir şeyi heyecanla anlatırken ilgisizce dinleyip yarım ağız cevap veriyorsan ya da o heyecana ortak olamayıp alaya alıyorsan -ki anlatan kişi bunun farkına varmıştır ama renk vermiyordur-günün birinde aynı duruma düşebileceğini unutma derim.

  • Eşek çamura çökünce akıl veren çok olur. O çok kıymetli fikrini "ben zaten bıdı bıdı bıdı" diyerek ortalığa döküyorsan sana sorarlar, peki ben danışırken o kıymetli elini taşın altına neden sokuvermedin, neredeydin diye.

  • Bana söylemek istediklerini açıkça yüzüme söyleme cesareti bulamadığından saçmalayan, konuyu saptıran, saptırdıkça sohbetin içinde kaybolan insanlar: bittt!

  • Koşulsuz şartsız tüm "sitemkarlar": Sitem etmeden bir aynaya baksan nasıl olur acaba? -ki dostum ben şu sıralar karşımdakinden beklediğim hareketleri kendim yapıyorum inan çok daha tatmin edici oluyor, sana da tavsiye ederim.

  • Olumsuz olayların sorumluluğunu kendinde aramayıp başkalarına yükleyenler, yüklemeye çalışanlar ve bu yüzden huzurumu bir cümleyle kaçırabilenler, ne zaman büyüyeceksiniz?

Başlığa gelince, bu tür yazılarımı genelde gece melankolisiyle kaleme alırdım ama evde bebek var!


15 Nisan 2011 Cuma

İPEK HANIM ÇİFTLİĞİ

Çoğu kelimenin içinin boşaldığı günümüzde "organik" de anlamını yitirdi. Pazarda satıcılar dalga geçer gibi "organik bunlar gel geeel" diye bağırıyor. Biz sebzeleri "iyi tarım" politikasıyla zararlı kimyasalların kullanılmadığını garanti eden Migros' tan alıyorduk, ama iş Ece' ye yedirmeye gelince içimde bir şüphe kalıyordu. Hormonlar yüzünden erken ergenliğe girenler mi dersiniz, türlü çeşit hastalığa yakalananlar mı... İpek Hanım' ın çiftliğini birkaç kişiden duyunca araştırdım. Karşıma büyük şehirden kaçış hikayesiyle kendi topraklarında önce kendi kızı için üretim yapan, sonra verimli bereketli topraklarda mahsulleri artınca internet üzerinden başka annelere yollayan bir "anne" ile karşılaştım. Geçen hafta ilk siparişimi verdim. Ece için yumurta-kereviz-pırasa-bezelye-balkabağı-elma ve armut, bizim için dolmalık biber, bazlama, patatesli ekmek, taze nane, taze sarmısak, domates fidesi ve defne sabunu. Fiyatlar fahiş değil, yurtiçi kargo ile anlaşmaları var, zaten kargo ücreti 8,5 tl. nin üzerinde tutarsa sipariş ücretinden düşüyorsunuz. Örneğin yumurtalar kırık çıkarsa ödemeden düşüyorsunuz, tamamen iyi niyet hakim, günümüzde unutulan bir değer. Koliyi açınca resmen toprak kokusu yayıldı mutfağa, abartmıyorum. Malzemeleri yerleştirirken öyle bir kendimden geçmişim ki Alper bana "sen oyuncaklarınla oyna ben eceye bakarım" dedi... O denli, mutlu oldum yani:)

Ne yediğiniz önemsiyorsanız siz de deneyin, unutmayın "ne yerseniz o'sunuz."

İSİM ŞEHİR; YILMAZ ÖZDİL

"Bir İgilinz üviersinetnside ypaıaln arışarmtaya gröe, keelimlerin harrfleinin hagni saırda yldklıazıarı ömelni deiğmliş ansıdla...
Ömelni oaln, biincri ve sunoncu hlarefrin yiernde olasmımyış...Çkünü, kelemeilri hraf hraf dğeil, btüün oalark oukryomşuuz...

Adaraki haerrflain sısraı kaşrıık da osla dgüzün ouyokmunruş."


Yılmaz Özdil' in kitabının arka kapağı böyle başlıyor işte. Hemen hergün Hürriyet' i açma sebebim, her okuduğumda, "işte bu! tam 12'den yine!!!" nidalarını atmamı sağlayan adamın kitabı. Çıkar çıkmaz sipariş verilmiş, henüz başlanamamıştı.


Ece' yi akşam 8 de yatırdım, fırsat bu fırsat diyerek nisan ayına ait okunmayı bekleyen birkaç dergiyi ve Yılmaz Özdil' in köşe yazılarını derlediği kitabı İsim-Şehir-Hayvanı alarak yatağa süzüldüm, başucu lambamı açtım, salondan gelen hafif müzik eşliğinde "kitaba bir göz atar, dergilere geçerim" diye düşünüyordum ki, Yılmaz Özdil'i alınca elime, bırakamadım, bir baktım 60. sayfaya gelmişim.


İlk bölüm isim-şehir-vatan, kurtuluş savaşımız, milli bayramlarımız ve büyük önderimiz Atatürk için yazılmış yazılardan oluşuyor. İkinci bölüm isim-şehir-siyaset' e geldim, tadı damağımda kalan yazılara siyaset bulaşmasın dedim, lambamı söndürdüm, uyudum.


Heemn aıln oykuucu, aıln ouykun, "ben nalsısa gatezeden odkuum" deymein, kapittan omkuak aryı bir kieyf, alıkılca salaırnmış yalazırı akra aayrka oyunkuca Tyeürkinin bir foğrtoafı çeiykilor hem de çok net!


13 Nisan 2011 Çarşamba

BİBER DOLMASI

Dolma güzel bir yemektir ama ben fena halde üşenir(d)im. Yaprak sarması değil, bildiğiniz biber dolması.




Ece'nin mamaları için İpek Hanım Çiftliğinden (ayrı bir gönderi konusu olacak bu başlık)organik biberlerim gelince, bir heves girdim mutfağa.


Sırrı bolca soğan ve zeytinyağı. 1kilo dolmalık biber için 7-8 soğanı yemeklik kıyıp bir çay bardağı suda haşlıyoruz, 2 bardak da zeytinyağı ekliyoruz. İçine bol bol nane (ben taze nane de kullandım bu da organiklerimden) dereotu, yenibahar, karabiber, tarçın, kuşüzümü ekleyip tuzunu da atıyoruz, ardından 2 bardak pirinci içine katıp durmadan kavuruyoruz. İçi hazır olunca dolmalar hazır demektir, sonra bildiğiniz üzere dolmalar dolduruluyor ve üzeri domatesle kapaklanıyor, tencerenin dibine azıcık su, biberler yumuşayınca pişmiş demektir.


Zeytinyağlılar soğuk gider, hemen soğuttum ben, artan içi de iç pilav gibi yedik.

7 Nisan 2011 Perşembe

Hangi süt pompası?

Ece' nin ana gıdası anne sütü olmaya devam ediyor ve ben gittiği yere kadar götürmeye kararlıyım. Bu süreçte Medela mini pompamla yaşadığım sorunları takip edenler bilirler; bilmeyenler şuraya ve şuraya lütfen.

İkidebir bozulan, bununla beraber benim de sinirlerimi bozan medela pompam hala daha tamirde. E-bebek tamirdeki gelene kadar bana aynı markanın yedeğini verdi. İşi şansa bırakamazdım, bir adet de yeni ve farklı bir marka aldım. Weewell marka süt pompamın en önemli özelliği Medela' dan çok daha sessiz olması ve motorunun pompadan uzakta olması, böylece olası motora süt kaçma riski sıfırlanmış oluyor. Şimdi iki pompam var. Ama yeni alacaklara tavsiyem farklı pompalama ayarları bulunan ve pille de çalışma kabiliyeti olan Weewell. Sağdığınız sütün ısısını koruması için gerekli bir materyal olan termal çanta da hediyesi.


6 Nisan 2011 Çarşamba

KATI MEYVE SIKACAĞI


Güya topitop için aldık ama daha çok bizim işimize yaradı. Meyve sıkma uzmanı bizim evde Alper. Havuç-elma-portakal artık sebzelikte ne varsa...


Banner' ımın sol üst köşesindeki favorim. Altta havuç, ortada doluca-öküzgözü, üstte portakal. Valla karışmadılar da değme kokteyllere taş çıkarttı, e tabi Alperde de bir gurur bir gurur...


Biz Braun' dan memnun kaldık, temizlemesi çok zor değil, fazla yer de kaplamıyor. Yalnızca sıkma yaparken topitop sesinden ürküp ağlıyor, o yüzden onu uzaklaştırıyoruz.


Hepsiburada' dan aldık , göz atmak isteyenler buraya.

değişim

Değişim şart, eski şablon gözüme çok karman çorman görününce, siliverdim bir anda, bir türlü gelemeyen "yaz"a inat, getiriverdim baharı bloguma. Adı da değişti, düşündüm, hep diyoruz ki Alper' le birbirimize "oh ne güzel tatil gibi hayatımız var" o zaman dedim, "tatil tadında hayat" olsun; secret yapayım, tatilleri çekeyim mıknatıs misali... Bundan sonra işte böyle. Oldu. Ve artık daha çok yayın olacak söz. Sağlıcakla!

2 Nisan 2011 Cumartesi

SUADA

İstanbul' a uzun zamandır sadece ve sadece "kendim" için gitmediğimi farkettim yoldayken. Böyle hissettikten sonra, koltuğuma daha bir yayıldım, müziğin sesini biraz daha açtım. Önümde 6,5 aydır istediğim tüm yazıları okuyamadan bir kenara fırlatılmış haftasonu gazetem; ben boş boş bakmayı seçtim pencereden. Aralık ayında kardeşler bir arada olsun diye Grupanya'dan alınmış Suada' da kahvaltı fırsatımızı ertelemiştik durmadan, Ece azıcık büyüsün, oturmayı öğrensin, e havalar da düzelsin derken derken bir de baktık fırsat tarihi kaçmak üzere, tam da arabamızı satmışız, yeni siparişimiz henüz gelmemiş, hava da mübarek sanki gök delinmiş...demedik, çıktık yola, Suada'da kardeşler hepbirarada, yedik, ama daha çok söyledik birbirimize birşeyler. Sonra özlediğim Beşiktaş'ta bir kaç pasaj ve kitapçı turu, hastası olduğum birkaç defterin çantaya atılışı ve...yine bizim köydeyiz. İstanbul çok şey demek benim için ve biz İstanbul' dan kaçış planı yapanların aksine, bir gün orada kuracağımız hayatın hayali peşindeyken bile, dönünce bizim köye ve girince 4 mevsim tatil köyümüzün kapısından içeri içimde bir huzur, anlatamam,


Yağmur yeni dinmiş, mis gibi biçilmiş çimen ve çam ağaçlarının kokusu, bi de evde bekleyen ece kokusu, koştum geri dönerken... Not; Grupanya'dan çekinerek aldığım ilk fırsattı bu...Okuduğum bazı yorumlar bu tip fırsatlar için verilen hizmetin kalitesiz olduğu yönündeydi.Galatasaray adasının Gbalık restorantında verilen kahvaltı bence güzeldi, asya ve avrupa kıtalarının ortasında, muhteşem boğaz manzarasındasınız, dolayısıyla yemeklerle değil manzara ve sohbetlerle ilgilendim daha çok. Ama doymadan da kalkmadık. Hatta malzemelerin bir çoğu arttı. Garsonlar hızlı ve yardımcı olmaya çalışıyorlardı -kalabalık olmasına rağmen- Bu bilgiler ışığına, tavsiye ederim.

28 Mart 2011 Pazartesi

İKİ YENİ KİTAP

Geçtiğimiz hafta ev içi sirkülasyon yoğundu. Bir sürü misafir, hepsi de Ece için gidip geldiler, gidip geldiler, şimdi kaldık yine iki başımıza...



Paylaşmam gereken tonla olay var, uzun zamandır kitap yazmamışım, şimdilerde bebek bakımı ağırlıklı gidiyorum,



İlki, "mahallenin en mutlu yumurcağı" Amerikalı çocuk doktoru H. Karp'ın geliştirdiği bir yöntem "yumurcak-ça"sayesinde 1-4 yaş arası çocukların iletişim problemleri sıfıra iniyormuş. Huysuzluk krizleri, ağlama nöbetleri, tutturmalarda birebirmiş "yumurçak-ça"... Bakalım bizim yumurcağa işleyecek mi? Uslu ve özgüvenli bir-dört yaş arası çocuklar yetiştirmenin yeni yolu olarak sunulan bu yöntemi anneler kaçırmasınlar!




İkinci kitabımız e-mail yollayan herkese sadece kargo ücreti karşılığında yolladıkları "Annelik Akademisi" Boyut yayınlarının bir hizmeti olarak sunulan kitaplar arasında hamilelik akademisi de mevcut. Ücretsiz kitabınız için şuraya bir tık!

15 Mart 2011 Salı

UFAK TÜYOLAR

Kahvaltı zevkimi bilmeyen kalmamıştır herhalde. İyi yapılan bir uzun kahvaltıdan sonra akşama kadar acıkmıyorum neredeyse...

Önerilerim yine kahvaltıya dair ne hikmetse.


İlki Trakya Çiftliğin keçi peyniri, şu aşağıdaki minik resme dikkat, içinde müthiş bir lezzet bombası var, "yediğim en iyi peynirler" kategorisindede ilk 2 yi paylaşıyor.

2. önerim, yaz diyetlerinin günyüzüne çıktığı şu günlerde -benim diyetle falan alakam yok yanlış anlaşılmasın- tatlı krizlerine bir çözüm. Lifalif in çikolatalısı var, çok da leziz. Acele kahvaltılar ya da akşamüzeri kazınmaları için denemeye değer....

E-BEBEK YİNE, YENİ, YENİDEN

Medela süt pompam yine bozuldu. Öncelikli tavsiyem bir süt pompası alacaksanız bu medela marka olmasın. Ancak medela olduysa da umarım E-bebek mağazalarından almışsınızdır, zira 6 ayda 2. kez bozulan pompamı bu kez “dövüşmeden” değiştirdiler.-1.dövüşü hatırlamayanlar şuraya bir tık lütfen!

Medela ile yola devam ediyoruz, zaten minnoş ek besinlere de başladı ve artık süt yavan geliyor küçük hanıma, daha çok “pekmezli” mamalar istiyor şu sıralar.

Okuyumaya devam edin; sırada birkaç minik öneri var.

11 Mart 2011 Cuma

2011 KARDAN ADAM GÜZELLİK YARIŞMASI

Dün gece şöyle bir yürüyüşe çıktım, evin karşısındaki parkta kardanadamlarla karşılaştım. Çok ısrar ettiler, "Zeynep abla hangimiz daha güzel olmuşuz" diye...

Hepiniz güzelsiniz dedim, inandıramadım, sizlere sormam konusunda ısrarcı oldular, karar sizin:

Miss Kardan 1;



Miss Kardan 2;


Miss Kardan 3;

karar sizin:)

ÇOCUK OLMAK...



Çocuk olmak demek, yerde kalan son kar birikintisinin başında eğlenebilmek demek!
Şiiişşşşşt bizim arabaya doğru değil!

10 Mart 2011 Perşembe

ZEYNEPCE

Dün akşam mutfakta yemek yiyoruz, Ece, Alper, ben. Tabağı değiştirmek için masadan kalkıp camdan baktım, bu sırada da heyecanlı şekilde bir şeyler anlatıyorum Alper’e.

Ağzımdan çıkıverdi; “Aaa fıtı!”

Alper: “??!?”

Arada sırada oluyor bu, heyecan ve aceleden aynı anda düşündüğüm iki kelime birleşiveriyor, pat! yeni bir kelime çıkıyor ortaya. Fıtı, yani fırtına ve tipi‘ nin karışımı:)) Bütün gece fıtı aşağı fıtı yukarı kendimle dalga geçip durdum:)

Daha böyle kelimelerim mevcut. Aklıma geldikçe paylaşacağım…

7 Mart 2011 Pazartesi

DEXTER



Hiçbir dizi beni bu kadar heyecanlandırmıyor. Dünyanın en iyi kalpli seri katili Dexter Morgan' ın koca bir hayranı var karşınızda. E2' de hava kararınca kuşağında pazartesi günleri 23, tekrarı pazar 22 de.



Uykusu kaçanlara duyurulur.

MECBURİYET CADDESİ

Blogspot yasağının sağı solu belli olmuyor şu sıralar. Bence Digitürk'ün maç yayını olduğu günlerde kapatılıp sonra açılıyor.

Onca yazıyı ve yazma hevesimi çöpe atmaya gönlüm razı gelmedi, "mecburiyet caddesi" yayında.

Buradan daha farklı olacak orası. Muhalif köşem, buradaki tüm yazıların yedeklendiği, üstüne bir de yeni yazıların ekleneceği bir mecra.

Sık kullanılanlara ekleyiniz...http://mecburiyetcaddesi.wordpress.com/

2 Mart 2011 Çarşamba

KREP DÖ LA BROKOLİ :)

Bu tarifi ben buldum, adı da afili olsun dedim.

Ne bir yerde okudum ne de yedim, yalnızca buzdolabını karıştırdıktan sonra "ne pişirsem acaba" düşünceleri içinde Ece' yi emzirirken bir ampul yandı, ortaya bu yemek çıktı. Çok da güzel oldu...

Sonrasında Ece' yi uyandırmamak için parmak uçlarımda odaya girip fotoğraf makinasını kapıp görüntüleme işini de halledince yazıvereyim dedim.


Krep malzemelerimiz, 1 bardak un, 1 yumurta, yarım bardak su, yarım bardak süt, karabiber,azıcık tuz ve kimyon. Hepsini çırpıp, yağlayıp kızdırdığımız teflon tavamızda bildiğimiz üzere kreplerimizi yapıyoruz.

Bu arada, brokolilerimizi de yıkayıp buharda haşlamaya bırakıyoruz.


Ardından küçük bir tencerede beşamel sos hazırlamamız gerekiyor. Bunun için ölçü veremiyorum, ben göz kararı yaptım. Ama tahminen 2 kaşık tereyağına büyük bir tahta kaşık unu sarartıp azar azar süt ekleyerek kavurdum, süt miktarı iki bardak civarı sanırım, hafif sulu bir muhallebi kıvamına gelince olmuş demektir. Siz garantili bir beşamel sos için internete bir göz atın yine de...


Ardından haşlanan brokolileri beşamel sos ile ezip yine tuzluyoruz. Bu karışımı kreplerimizin arasına bolca sürüp rulo şeklinde katlıyoruz. Ben maydanoz sapları ile bağlayıp üzerlerine birer dilim dil peyniri koyup fırında erittim. Fırın kabına da ortadan böldüğüm bir diş sarımsağı koydum, -kreplerimin üzerine sürüp-

Valla çok güzel oldu, -Alper de sevdi- hem de pratik.

Brokoli yemek için güzel bir yöntem...

Ee daha ne diyeyim?

BLOGGER LARA CEZA


Bu ülkede gerçekleştirdiğiniz hiç bir başarı cezasız kalmaz demişti birgün 5N1K' da Cüneyt Özdemir...


Çağın vazgeçilmez unsurları bloglar başka hangi ülkede yasaklanır toptan anlamak mümkün değil.


Lafı fazla uzatmadan çare arayışına gidelim, sevgili Zeugma DNS ayarlarını değiştirmeyi göstermiş, hadi topluca bir gözatalım, bir tıkla, blog okumaya devam edelim...