30 Ocak 2011 Pazar

GÜVEÇTE KAVURMA

Adını da ben uydurdum, kabını da, tarifini de. Daha önce gelen misafirlerimiz için Portakal Ağacı' ndan "pratik güveç" tarifini uygulamıştım. Sonuç çok tatmin edici olmamıştı. Mantarlar fazla su saldı, etler pişmekten dağıldı...

Ben de buzlukta artan etlerden Alper ve benim için yeni bir tarif denedim.

Kuşbaşı kuzu etlerimizi yağsız-tuzsuz tencereye atıp kendi suyunu salıp çekene kadar kısık ateşte kavurun -daha doğrusu kendi haline bırakın, ikide bir kaşık sokup rahatsız etmeyin etlerinizi-

Başka bir yerde 2 patatesi küp doğrayıp kızartın, sonra bir kaç tatlı biberi de küçük doğrayıp yağda kızartın sonra hepsini- et, patates ve biberler- tencerede harmanlayıp tuz ekleyin. Buzdolabında yazdan hazırlanmış domates suyundan da 2-3 kaşık bu karışıma kattım.
Yemeye hazır olan bu tarifinizi dilerseniz minik güveç kaplarına alıp, üzerine kaşar rendeleyip 10. dk. fırında tutabilirsiniz. Ben öyle yaptım.

Afiyetle...

29 Ocak 2011 Cumartesi

LİPTON VE SEZEN

Oh be kış gördük azıcık. Üşümeyi bile özledim. Şimdi elimde lipton bergamot, kulağımda sezen/ 4 günlük bir şey.

Minnoş da dibimde heyecanlı.

Yemek yapıyorum elbet paylaşmak istiyorum ama yaptığım yemeklerin bazıları ya ocakta ya fırında unutuluyor şu sıralar. Kavrulmuş poğaçalar ve suyunu fazlaca çekmiş etler var artık tabakta. Sebebi tabii ki minnoş hazırlanan yemekler ya beslenmek ya uyutulmak üzere arka tarafa çekilen bendeniz tarafından ihmal ediliyor.

Ama güzel bir güveç vardı dün akşam. Resmini de çekmeyi becerdim en kısa zamanda huzurlarınızda.

20 Ocak 2011 Perşembe

İŞTE ŞİMDİ OLDU!

Rutinlerle sıkı sıkı sarmalanmış bir hayat. Kimi için sıkıcı olabilirken benim için huzurlu şu sıralar.

5 günlük bir çalışmanın ardından yaklaşık 8 aylık bir tatile çıkıyorum. Evet ücretsiz izin alıyorum, kızımla daha çok vakit geçirmek istiyorum. O kadar hızlı büyüyor ki hiçbir anını kaçırmak istemiyorum.

Hergün yeni bir ses çıkartıyor örneğin, oyuncaklarını tutabiliyor artık, beni görünce heyecanlanıyor ya da. Örnekler çok, verdiği zevkin tanımı yok.

Hayatımı seviyorum, üstünden zıplamak için önüme koyduğum bir sonraki engelin önemi yok benim için, yoksa daha iyi böylesi mi desem?

Artık işim eve 15 dk. uzaklıkta. Uzaklara gidip gelmeye bu kadar alışmışken hoop okulun önünde olmak ne konforlu! 5 gün için tabii ki ders değil, idari işler verildi; yarın kendi bilgisayarımı götüreceğim zira okuldaki beni 4 gündür fıtık etti ve işimi bitiremedim.

Okuldayken vaktim kalırsa eğer okul hakkında biraz bilgi vereyim diyorum. Blogumdan yani, keza Ali Kul ÇPL. hakkında yazdığım yazı en çok tıklananlar arasında. İhsaniye Lisesi de böyle olur belki.

Bir de deprem oldu dün gece, zıpladık yine ve çok ama çok korktum. Tam rüya görüyordum uyanamadım. Rüyamda bir tuhaf, Türkiye haritası çiziyorum, bana soruyor birisi, hangi madenler çıkıyor burada? Sayıyorum: Bor, boraks, kömür...O sırada bir kuş sürüsü havalanıyor, kanat çırpma sesleriyle irkiliyorum. Derken depremle uyandım, tam kabus...

Böyle işte bugünler.
Sevgiler...