26 Nisan 2011 Salı

Yazıyorum, hem de gündüz!

"Ne sizi özürsüz yargılayıcı yapıyor?" diye bir soruyla biten bir yazı okudum ve aklıma hemen şu İngiliz atasözü geldi: "Hayat herşeyin tersini görecek kadar uzundur." İşte tam da bu yüzden büyük laflar etmekten çekinirim ben. Söylemeden önce durup bir kez düşünmek gerekir. Ama yine beşer şaşar, ben de yargılarım:



  • Eğer, karşındaki kişi sana inandığı bir şeyi heyecanla anlatırken ilgisizce dinleyip yarım ağız cevap veriyorsan ya da o heyecana ortak olamayıp alaya alıyorsan -ki anlatan kişi bunun farkına varmıştır ama renk vermiyordur-günün birinde aynı duruma düşebileceğini unutma derim.

  • Eşek çamura çökünce akıl veren çok olur. O çok kıymetli fikrini "ben zaten bıdı bıdı bıdı" diyerek ortalığa döküyorsan sana sorarlar, peki ben danışırken o kıymetli elini taşın altına neden sokuvermedin, neredeydin diye.

  • Bana söylemek istediklerini açıkça yüzüme söyleme cesareti bulamadığından saçmalayan, konuyu saptıran, saptırdıkça sohbetin içinde kaybolan insanlar: bittt!

  • Koşulsuz şartsız tüm "sitemkarlar": Sitem etmeden bir aynaya baksan nasıl olur acaba? -ki dostum ben şu sıralar karşımdakinden beklediğim hareketleri kendim yapıyorum inan çok daha tatmin edici oluyor, sana da tavsiye ederim.

  • Olumsuz olayların sorumluluğunu kendinde aramayıp başkalarına yükleyenler, yüklemeye çalışanlar ve bu yüzden huzurumu bir cümleyle kaçırabilenler, ne zaman büyüyeceksiniz?

Başlığa gelince, bu tür yazılarımı genelde gece melankolisiyle kaleme alırdım ama evde bebek var!


15 Nisan 2011 Cuma

İPEK HANIM ÇİFTLİĞİ

Çoğu kelimenin içinin boşaldığı günümüzde "organik" de anlamını yitirdi. Pazarda satıcılar dalga geçer gibi "organik bunlar gel geeel" diye bağırıyor. Biz sebzeleri "iyi tarım" politikasıyla zararlı kimyasalların kullanılmadığını garanti eden Migros' tan alıyorduk, ama iş Ece' ye yedirmeye gelince içimde bir şüphe kalıyordu. Hormonlar yüzünden erken ergenliğe girenler mi dersiniz, türlü çeşit hastalığa yakalananlar mı... İpek Hanım' ın çiftliğini birkaç kişiden duyunca araştırdım. Karşıma büyük şehirden kaçış hikayesiyle kendi topraklarında önce kendi kızı için üretim yapan, sonra verimli bereketli topraklarda mahsulleri artınca internet üzerinden başka annelere yollayan bir "anne" ile karşılaştım. Geçen hafta ilk siparişimi verdim. Ece için yumurta-kereviz-pırasa-bezelye-balkabağı-elma ve armut, bizim için dolmalık biber, bazlama, patatesli ekmek, taze nane, taze sarmısak, domates fidesi ve defne sabunu. Fiyatlar fahiş değil, yurtiçi kargo ile anlaşmaları var, zaten kargo ücreti 8,5 tl. nin üzerinde tutarsa sipariş ücretinden düşüyorsunuz. Örneğin yumurtalar kırık çıkarsa ödemeden düşüyorsunuz, tamamen iyi niyet hakim, günümüzde unutulan bir değer. Koliyi açınca resmen toprak kokusu yayıldı mutfağa, abartmıyorum. Malzemeleri yerleştirirken öyle bir kendimden geçmişim ki Alper bana "sen oyuncaklarınla oyna ben eceye bakarım" dedi... O denli, mutlu oldum yani:)

Ne yediğiniz önemsiyorsanız siz de deneyin, unutmayın "ne yerseniz o'sunuz."

İSİM ŞEHİR; YILMAZ ÖZDİL

"Bir İgilinz üviersinetnside ypaıaln arışarmtaya gröe, keelimlerin harrfleinin hagni saırda yldklıazıarı ömelni deiğmliş ansıdla...
Ömelni oaln, biincri ve sunoncu hlarefrin yiernde olasmımyış...Çkünü, kelemeilri hraf hraf dğeil, btüün oalark oukryomşuuz...

Adaraki haerrflain sısraı kaşrıık da osla dgüzün ouyokmunruş."


Yılmaz Özdil' in kitabının arka kapağı böyle başlıyor işte. Hemen hergün Hürriyet' i açma sebebim, her okuduğumda, "işte bu! tam 12'den yine!!!" nidalarını atmamı sağlayan adamın kitabı. Çıkar çıkmaz sipariş verilmiş, henüz başlanamamıştı.


Ece' yi akşam 8 de yatırdım, fırsat bu fırsat diyerek nisan ayına ait okunmayı bekleyen birkaç dergiyi ve Yılmaz Özdil' in köşe yazılarını derlediği kitabı İsim-Şehir-Hayvanı alarak yatağa süzüldüm, başucu lambamı açtım, salondan gelen hafif müzik eşliğinde "kitaba bir göz atar, dergilere geçerim" diye düşünüyordum ki, Yılmaz Özdil'i alınca elime, bırakamadım, bir baktım 60. sayfaya gelmişim.


İlk bölüm isim-şehir-vatan, kurtuluş savaşımız, milli bayramlarımız ve büyük önderimiz Atatürk için yazılmış yazılardan oluşuyor. İkinci bölüm isim-şehir-siyaset' e geldim, tadı damağımda kalan yazılara siyaset bulaşmasın dedim, lambamı söndürdüm, uyudum.


Heemn aıln oykuucu, aıln ouykun, "ben nalsısa gatezeden odkuum" deymein, kapittan omkuak aryı bir kieyf, alıkılca salaırnmış yalazırı akra aayrka oyunkuca Tyeürkinin bir foğrtoafı çeiykilor hem de çok net!


13 Nisan 2011 Çarşamba

BİBER DOLMASI

Dolma güzel bir yemektir ama ben fena halde üşenir(d)im. Yaprak sarması değil, bildiğiniz biber dolması.




Ece'nin mamaları için İpek Hanım Çiftliğinden (ayrı bir gönderi konusu olacak bu başlık)organik biberlerim gelince, bir heves girdim mutfağa.


Sırrı bolca soğan ve zeytinyağı. 1kilo dolmalık biber için 7-8 soğanı yemeklik kıyıp bir çay bardağı suda haşlıyoruz, 2 bardak da zeytinyağı ekliyoruz. İçine bol bol nane (ben taze nane de kullandım bu da organiklerimden) dereotu, yenibahar, karabiber, tarçın, kuşüzümü ekleyip tuzunu da atıyoruz, ardından 2 bardak pirinci içine katıp durmadan kavuruyoruz. İçi hazır olunca dolmalar hazır demektir, sonra bildiğiniz üzere dolmalar dolduruluyor ve üzeri domatesle kapaklanıyor, tencerenin dibine azıcık su, biberler yumuşayınca pişmiş demektir.


Zeytinyağlılar soğuk gider, hemen soğuttum ben, artan içi de iç pilav gibi yedik.

7 Nisan 2011 Perşembe

Hangi süt pompası?

Ece' nin ana gıdası anne sütü olmaya devam ediyor ve ben gittiği yere kadar götürmeye kararlıyım. Bu süreçte Medela mini pompamla yaşadığım sorunları takip edenler bilirler; bilmeyenler şuraya ve şuraya lütfen.

İkidebir bozulan, bununla beraber benim de sinirlerimi bozan medela pompam hala daha tamirde. E-bebek tamirdeki gelene kadar bana aynı markanın yedeğini verdi. İşi şansa bırakamazdım, bir adet de yeni ve farklı bir marka aldım. Weewell marka süt pompamın en önemli özelliği Medela' dan çok daha sessiz olması ve motorunun pompadan uzakta olması, böylece olası motora süt kaçma riski sıfırlanmış oluyor. Şimdi iki pompam var. Ama yeni alacaklara tavsiyem farklı pompalama ayarları bulunan ve pille de çalışma kabiliyeti olan Weewell. Sağdığınız sütün ısısını koruması için gerekli bir materyal olan termal çanta da hediyesi.


6 Nisan 2011 Çarşamba

KATI MEYVE SIKACAĞI


Güya topitop için aldık ama daha çok bizim işimize yaradı. Meyve sıkma uzmanı bizim evde Alper. Havuç-elma-portakal artık sebzelikte ne varsa...


Banner' ımın sol üst köşesindeki favorim. Altta havuç, ortada doluca-öküzgözü, üstte portakal. Valla karışmadılar da değme kokteyllere taş çıkarttı, e tabi Alperde de bir gurur bir gurur...


Biz Braun' dan memnun kaldık, temizlemesi çok zor değil, fazla yer de kaplamıyor. Yalnızca sıkma yaparken topitop sesinden ürküp ağlıyor, o yüzden onu uzaklaştırıyoruz.


Hepsiburada' dan aldık , göz atmak isteyenler buraya.

değişim

Değişim şart, eski şablon gözüme çok karman çorman görününce, siliverdim bir anda, bir türlü gelemeyen "yaz"a inat, getiriverdim baharı bloguma. Adı da değişti, düşündüm, hep diyoruz ki Alper' le birbirimize "oh ne güzel tatil gibi hayatımız var" o zaman dedim, "tatil tadında hayat" olsun; secret yapayım, tatilleri çekeyim mıknatıs misali... Bundan sonra işte böyle. Oldu. Ve artık daha çok yayın olacak söz. Sağlıcakla!

2 Nisan 2011 Cumartesi

SUADA

İstanbul' a uzun zamandır sadece ve sadece "kendim" için gitmediğimi farkettim yoldayken. Böyle hissettikten sonra, koltuğuma daha bir yayıldım, müziğin sesini biraz daha açtım. Önümde 6,5 aydır istediğim tüm yazıları okuyamadan bir kenara fırlatılmış haftasonu gazetem; ben boş boş bakmayı seçtim pencereden. Aralık ayında kardeşler bir arada olsun diye Grupanya'dan alınmış Suada' da kahvaltı fırsatımızı ertelemiştik durmadan, Ece azıcık büyüsün, oturmayı öğrensin, e havalar da düzelsin derken derken bir de baktık fırsat tarihi kaçmak üzere, tam da arabamızı satmışız, yeni siparişimiz henüz gelmemiş, hava da mübarek sanki gök delinmiş...demedik, çıktık yola, Suada'da kardeşler hepbirarada, yedik, ama daha çok söyledik birbirimize birşeyler. Sonra özlediğim Beşiktaş'ta bir kaç pasaj ve kitapçı turu, hastası olduğum birkaç defterin çantaya atılışı ve...yine bizim köydeyiz. İstanbul çok şey demek benim için ve biz İstanbul' dan kaçış planı yapanların aksine, bir gün orada kuracağımız hayatın hayali peşindeyken bile, dönünce bizim köye ve girince 4 mevsim tatil köyümüzün kapısından içeri içimde bir huzur, anlatamam,


Yağmur yeni dinmiş, mis gibi biçilmiş çimen ve çam ağaçlarının kokusu, bi de evde bekleyen ece kokusu, koştum geri dönerken... Not; Grupanya'dan çekinerek aldığım ilk fırsattı bu...Okuduğum bazı yorumlar bu tip fırsatlar için verilen hizmetin kalitesiz olduğu yönündeydi.Galatasaray adasının Gbalık restorantında verilen kahvaltı bence güzeldi, asya ve avrupa kıtalarının ortasında, muhteşem boğaz manzarasındasınız, dolayısıyla yemeklerle değil manzara ve sohbetlerle ilgilendim daha çok. Ama doymadan da kalkmadık. Hatta malzemelerin bir çoğu arttı. Garsonlar hızlı ve yardımcı olmaya çalışıyorlardı -kalabalık olmasına rağmen- Bu bilgiler ışığına, tavsiye ederim.