23 Ekim 2012 Salı

WORKING MOTHER

Bir sürü anne-çocuk dergisi var biliyorum. Bir çoğunu aldım, okudum. Daha önce bebek bakımı konularında birçok kitap da hatmettiğimden neredeyse tüm dergilerde bir bilgi yanlışlığı buldum, önce dergilerden sonra kendimden soğudum.

Şimdi dolu dolu, her sayfasından birşeyler öğrenebileceğim bir dergi var artık hayatımda. "Working Mother"yayın hayatına başladı çok şükür. Zaten bir kaç aydır internet üzerinden takip ediyordum ve ilk sayısı da bugün elime geçti. Öğlen uykumdan vazgeçip bir çırpıda okumaya başladım. Ancak diğer anne-çocuk dergileri gibi bol görsel az malzeme yok, bitiremedim, aldım kolumun altına içime bir yazma isteği peydahlandı oturdum bilgisayar başına.

Mesela şu sıralar sık duyduğum "Pinterest" de ne ki acep diye düşünürken bir baktım derginin teknoloji sayfası var açıklamışlar. Tez zamanda  bir pinterest hesabı açıla.  Hayatın içinde yaşayan bir anne olmak zor evet, editörün giriş yazısının finali de vurdu beni kalbimden; "sağlığımıza ve güzelliğimize özen göstereceğiz, modaya uzak kalmayacağız, teknolojiyi de takip edeceğiz...Kısacası üretime katkı sunan anneler olarak hayatı paylaşacağız, birbirimizden ilham alıp, birbirimize destek vereceğiz."  Allahım kafamdan geçenleri düşünen bir başkası daha var:))

Bennu Gerede röportajı da süperdi sanki bizi tarif etmiş: "düzenli ve minimalist bir ev mi? tabii ki hayır, dağınık ve yırtık koltuklar!" çok rahatladım doğrusu yeni koltuk takımı hayalimi de ertelemeye karar verdim.
Hele annelerin bebekleriyle gidip rahatça emzirebilecekleri bir sinema mı varmış? Kafamda ışıklar çaktı... Bu ve benzeri bir sürü yeni haber var bu dergide...

 App Store' dan Amerika yayınlarının uygulamasını indirmiştim. Şimdi acilen Türk versiyonunu da bekliyorum, yetkililerine duyurulur.

19 Ekim 2012 Cuma

İŞİMİ SEVİYORUM

Sabahları havaya dikilmiş saçlarımla yüzümü yıkamadan çayı demlemeyi, jaluziyi kaldırıp yeşeren nar ağacını kontrol etmeyi, sonra Ece' nin seslenmesiyle yukarı fırlayıp kardeşini uyandırmadan elele aşağıya inip onunla sabah ritüellerini gerçekleştirmeyi... Sonra haşlanan yumurtamı yemeyi unutup salondan gizlice süzülerek giyinip işe gitmeyi seviyorum.

Çok yoruluyorum evet. Ancak evin hızlı ritminden sıyrılıp arabayı park etme süresi ile beraber 9 dk. da işe varmayı çok seviyorum.

Sonra 15-18 yaş aralığını da seviyorum. Tamam 9 ve 10 ' lara biraz belki  ama 11 ve 12 lere ders anlatmak da çok keyifli geliyor bana, onların bakış açılarını seviyorum, sonra sıfır km. olmalarını da...

Hayalsiz-amaçsız olamalrına kızıyorum, şimdi diyorum, sizin yaşınızda olsaydım...Çok mu erken kuruyorum bu cümleyi bilmiyorum.

Bu Eylül' den beri oturan rutinimi seviyorum. Çalışan bir anne olmaya kesinlikle evet, yoksa bir müddet sonra çocuğa sarmaya başlıyorsun, bu kaçınılmaz, ancak çalışma saatlerinin mantık çerçevelerinde olması gerekiyor, benimki ise tadından yenmiyor, en çok da bu yüzden işimi seviyorum!

30 Temmuz 2012 Pazartesi

AKRAN SEVDASI

Kıs-ka-nı-yo-ruuum!

Bizim Ece öyle bildiğiniz "el tutup yürüyen" çocuklardan değil, hiç bir zaman olmadı. Bu yüzden ne zaman Toddler' ının elinden tutmuş tıpış tıpış yürüyen ebeveynleri  görsem çatlarım hasetimden. Bizimki "özgür willy" modunda... Ta ki bir yaşıtı, yahut tercihen kendinden 3-5 yaş büyük birilerini görene kadar. Allahım eline, boynuna sarılmalar mı dersiniz, kendi dilinde birşeyler anlatmalar mı bir muhabbet bir sohbet, bir kahkalar...

Kim ne derse desin çocuk çocuğu arıyor. Küçük yerlerde annelerin oluşturduğu oyun grupları bu yüzden hem anneler için rahatlatıcı oluyor hem de çocuklara bir şeyler katıyor. Anneler kek-pasta muhabbetindeyken bebeler desarj oluyor.

Yaz tatilinden önce Ece' nin en sevdiği saat dilimi bakıcısıyla öğlen uykusuna kadar takıldığı "park saati"ydi mesela. Bizim parkta bakıcı teyzeler ağaç altında piknik tadında çocukları oynatıyorlar. Büyükşehirlerde yoğun çalışan aileler ise oyun grupları için para ödeyerek profesyonel merkezlere başvuruyorlar. Çocuğun fiziksel ve sosyal gelişimi için fırsat sunan bu kaliteli zamanlar günümüzde parayla satın alınsa da aslında bir çoğumuz mahallelerimizdeki kumlara su katıp çamurdan köfte yaparak büyüdük. Ya da kiremit tozundan oje. En azından ben öyle büyüdüm. Ece de öyle büyüsün istiyorum. Arada bir paylaşılamayan oyuncaklardan 3.dünya savaşları çıksa da yaşasın akran kardeşliği!

Eskinin mahalle kankalığı yerini "oyun grupları"na bıraksa da işin özü aynı aslında çocuk çocuk arıyor...

24 Mayıs 2012 Perşembe

TEK BAŞINA ATEŞ

Aşıya bağlı ateş tecrübem vardı. Ama gecenin bir yarısı ağlayarak uyanan ve  minicik vücudu ateşli bir bebek varsa ortada, o ortamda panik de oluyor ister istemez. Aklımı gezdirdim. Hmm en son ne yedi, kaçta dışarı çıktı ve üzerinde neler vardı, banyo ne zaman yaptı vs.. faili meçhul bir ateş. Kurtarıcı bir fitil operasyonu, kalıcı bir çözüm için doktor trafiği, uykusuz bir kaç gece daha.-Ama gerçekten uykusuz-

Bir tuhaf boğaz enfeksiyonuna sahibiz. Peki ateşli bir bebekle hayatınızı kurtaracak materyallar neler? İşte naçizane tespitlerim:

Öncelikle bir ateşölçere ihtiyacınız var. 1 yaşına kadar kulaktan ölçme sağlıklı sonuç vermiyormuş. O yüzden dijital bir ateşölçerle popodan bakmak en sağlıklısı demişti bize Ece' nin doktoru. Tabii ki bu zahmetli bir yöntem. Gece çocuk uyurken bezini aç, poposuna yerleştir, bekle... 1 yaşından sonra yanda görülen Braun kulaktan ateşölçer' i satın aldık. Ancak bizim Ece huylu, rahat dursa 2 saniye sürecek işlemi işkence haline getiriyor. Şimdiki aklım olsa kesinlikle alından ateş alan termal bir alet edinirdim. Hani şu değdirmeden tespit edenlerden. Biraz tuzlular ama kesinlikle değer bence.

Ateşi ölçtünüz. Yüksek. Peki kaç derecede harekete geçmeli? Doktorumuz bize 38.5 a kadar ateşin normal olduğunu ve çocuğun immün sisteminin gelişmesi için bu ateşi tolore edebilmesi gerektiğini söylemişti. Hala yükselmeye devam ediyorsa ateş düşürücü bir fitil size zaman kazandıracaktır. Tabii ki doktora görünene kadar.

Stop Fever ateş düşürücü bantlardan da vardı evde ama kullanmadım henüz. Yapışkanlı olduklarından gece kullanımı için ideal görünmüşlerdi gözüme. Bu bantları 1 yaşından büyük çocuklar için kullanabiliyorsunuz.

Ece' nin ateşi düştü. İlaçlara devam. Huyu da değişti. Yemek yemiyor mesela:) Biliyorum geçici durumlar bunlar ama bazen insanın sabır sınırları da zorlanıyor. Çocuklar hasta olmasa keşke...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

GÜZELLER İÇİNDEN SENİ SEÇTİM!

İnternet üzerinden alışveriş benim için vazgeçilmez. Hem oturduğumuz yer itibari ile herşeye ulaşamayabiliyorum hem de zaten şu sıralar evden çıkma amacım çocuk parkından öteye geçemiyor.

E-bebek,unnado, trendyol ama en çok limango, markafoni' ye bakmadan gün geçirmiyorum gibi bir şey.

Peki hangi siteye nasıl güveneceğiz? Özellikle de şu günlerde pıtırcık gibi çoğaldıkları düşünülürse güvenlik sorunundan tutun da vakit kaybı ve mailbox' ın bir sürü ıvır zıvırla dolmaması için yeni bir siteye şüpheyle yaklaşıyordum.

Ancak Demet Akalın ve Hande Yener' li reklamlarından sonra Morhipo' ya üye olmuştum. Girip bakmışlığım yoktu. Geçenlerde hesabıma 15 lira yüklemişler, vesile oldu Ece' ye Puma' dan bir spor ayakkabı kaptım. Bana 30 liraya geldi, hem de 2 gün sonra kapımdaydı. Yürüdükçe ışıkları yanıp sönüyor, süper bir şey.
Limango ve diğer sitelerde ürünü aldıktan 10-20 gün sonra ancak elinizde oluyor, bazen ne aldığımı unutuyorum ya da hevesim kaçıyordu beklerken. Morhipo' da kampanya bitimini beklemiyorsunuz üstüne üstlük ürünün elinizde olacağı tarihi de veriyorlar.

Bugün bir converse sipariş ettim, yarın elimde olacak mesela:))

İade süreçleriyle ilgili bir tecrübe yaşamadım henüz. Ama morhipo' yu sevdim. Artık limango, markafoni out, morhipo in bende...

15 Mayıs 2012 Salı

ANNELERE SÜT

Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin yaklaşık 2 yıldır sürdürdüğü bir kampanya bu. Hamilelik sürecinin sonunda 3 ay, doğumdan sonra da 3 ay olmak üzere her ay 12 lt. süt hakkınız oluyor. Geçen sene Yorsan' la anlaşmışlardı. Fazla süt olunca Ece' ye bol bol sütlaç-muhallebi yapmıştım. 2012' de yeni ihale açmışlar firma değişikliğine gitmişler. Ocak ayından itibaren süt dağıtımı durmuştu. Aile hekimimizin hemşiresi cep telefonuma bir sms geldikten sonra adıma bir kart basılacağını ve süt dağıtımının devam edeceğini söylemişti; öyle de oldu. Henüz kavuşmadım sütlerime ama kağıt üzerinde 60 litre alacağım var gibi görünüyor:) Artık süt banyosu yaparız ailece...

Uygulama hoş ancak okullara süt projesindeki bozuk sütler geldikçe aklıma huzursuz olmuyor da değilim doğrusu...

Hamilelikte ve emzirme döneminde artan kalsiyum ihtiyacını küçümsemeyin hanımlar yoksa dişleriniz saçlarınız bir bir dökülür. Tecrübe konuşuyor...

Bebek kalsiyumsuz kalmıyor. Annenin deposunda yoksa şayet saçından dişinden çekiyor. Şaka değil gerçek, inanmazsanız doktorunuza sorun. Siz siz olun sütü, peyniri, ıspanağı, brokoliyi masanızdan eksik etmeyin.

6 Nisan 2012 Cuma

EVDE SESSİZLİK...İNANAMIYORUM:)

Ece bakıcısıyla parka gitti. Cemre de uyuyor. Doğumun üzerinden 2 ay geçti ilk kez evde sukunet hakim. Bir ara kafama huni takmama az kalmıştı hani. Demek ki böyle anlar da olabiliyormuş iki küçük çocukla.


Kıssadan hisse çıkarılacak dersler;


Madde 1. Dadılar candır.

Madde 2. İki ya da daha fazla çocuk mu istiyorsunuz? Aralarında en az 4 yaş olsun, hadi bilemedin 3. Birini kreşe kışkışlayıp sonra yapın ne yapacaksanız.

Madde 3. Aile de candır. Şu sıralar annem olmasa ne yapardım bilemiyorum.

Madde 4. Kolik ilacı Sab simplex' dir. Bizim Cemre' yi %50 o rahatlattı. Ha bi de çingene beşiği, kolik cd'si ve mutfak aspiratörünün de hakkını yemeyelim.

Madde 5. Kilolu anneler doğumun üzerinden 2 ay geçti mi? O halde tıkınmayı bırakın, normal yemeye dönün ki bol emzirirken kilolar da gitsin. -Bu taş kendime-

Madde 6. Çikolatalı gofretleri dün bitirdim, rahatladım, pişman değilim.

Madde 7. Evde olmak iyidir. Bu yoğun tempoda ikiye bölünmeyin, işi erteleyin. Mesela ben:)) Eylülde başlayacak olmanın dayanılmaz hafifliği...


Şimdilik bu kadar. Cemre gibi huysuz olsaydı Ece de, 2. ye cesaret edemezdim herhalde, koliksiz bebekler diliyorum herkese, azıcık kafamı dinlemek için kaçıyorum izninizle...


1 Şubat 2012 Çarşamba

İKİSİ BİRARADA

Eveeeet doğum geldi çattı. Zaman çabucak geçti. Bugün 1 şubat. Yarın Cemre hanımla tanışacağız.



Bu arada blogumun yeni adını deklare ediyorum; "İkisi Birarada" Nescafenin sevdiğim biçimidir. Ve şimdi hayatımın özeti olacak. Ece ve Cemre yani. İkisi. Haberler sanırım daha çok onlardan olacak bir müddet.


Düzenimiz oturana kadar, ufak bir ayrılık, yine de interaktif bir anne olmaya çalışacağım söz.


Şimdiki tek endişem Cemre' nin sağlıkla ağladığını duymak, yüzünü görmek, o da yarın bu saatlerde olmuş olacak.


Sonrası zevkli. Emzirmek, tebrikleri kabul etmek, dinlenip iyileşmek.


İyi dileklerinizi bekliyorum...


27 Ocak 2012 Cuma

SEVDİĞİM DÜETLER

Düetlerin zor olduğu söylenir hep. İki sese uygun şarkı bulmanın zorluğundan bahsedilir. Şimdi şu karlı havaya uygun düetler var karşınızda. Sizin için seçtim. Fizy ya da youtube' a buyur ediyorum. Alın elinize kahvenizi, azıcık hayallere dalın bakalım. sıralama yapmıyorum. Top 3 diyelim benim için dinleyin bir zahmet.



Teoman-Şebnem Ferah / "Aşk kırıntıları"

Nazan Öncel - Tarkan / "Nereye böyle"

Vee bilenler bilir sık sık beni benden alan Ceza ve Mercan Dede / "Sekizyüz"



Dün gece ilk ikisi denk geldi, 3. yü de ben ekledim.


25 Ocak 2012 Çarşamba

1 Kala

Doğuma 1 hafta var. İki çocuklu hayat. Sanki doğuracak kişi ben değilmişim gibi. Cemre için hazırlıklar sakince tamamlandı. Kaşla göz arasında. Umarım büyüme periyodu da böyle olur. Kendisini hayatımıza buyur ederken Ece için yaptığımız ne varsa onu da mahrum etmeyelim dedik.



İlk hediyesi bu şekerler, bu sefer hazır alındılar, beğendiniz mi? Öyleyse tebriğe buyurun:)

DEDEMİN İNSANLARI

Babaannem ve dedemle beraber büyüdüm ben. Onların hikayeleriyle. Nüfus mübadelesiyle Selanikten-Karacaova' dan İzmir' e, oradan Karamürsel yerleşmişler. Soyadları "İbriyamuf" ken "Çetinbağ" olmuş. Babaannem 10 yaşları civarında, kuran kursundayken askerlerin onları nasıl toplayıp gemilere bindirdiklerini, günler süren fırtınalı havada geçirdikleri deniz yolculuğunu, gemide ölenler yüzünden etraflarını köpekbalıklarının sardığını, ölüleri denize attıklarını, sonra yeni Türkiye Cumhuriyeti' nin onlara verdikleri tapularının nasıl çalındığını... İşte bu hikayelerle büyüdüm. Uzun kış gecelerinde babaannemin divanına kıvrılırdım o da bana tekrar tekrar aynı şeyleri anlatır dururdu.



Çağan Irmak yine bir film yapmış "Dedemin İnsanları" Ne kadar da aynı hikayeydi bizimkilerle. İşte bu yüzden çok etkilendim ben. Sonra fark ettim ki bu mübadele ile ilgili ne kadar az eser var hayatımızda. Sırf bu yüzden bile arşivlik bir film bence.


Ee bir Çağan Irmak filmi olur da gözyaşsız olur mu olmaz, o yüzden mendilleri de unutmayalım lütfen:)

9 Ocak 2012 Pazartesi

KELT RÜYASI VE KAŞİFLER

Şeker Portakalı' nı okuduktan sonra elime aldığım bir kaç kitap sarmadı beni. "Clarissa" ve "Mutlu Ölüm" "okunamayanlar" listesine girdi, kütüphaneye geri döndü. Romanlardan umudu kestim TV' ye sarayım dedim bir kaç gece bu sefer de gece çok geçlere kalır oldum. Ayrıca maalesef kitap okumak kadar uykumu getiren bir şey değil TV. Son izlediğim şey mutlaka rüyama giriyor laf aramızda:)


Roman olması şart değil dedim. Tübitak yayınlarının süper kitapları var evde. "Kaşifler" bunlardan biri. Afrika yani nam-ı diğer "kara kıta" nın keşfiyle başlıyor ve adını duymadığımız bir çok kaşifin hayatını ve keşif gezilerinde başına gelen olayları kısaca anlatıyor. Örneğin bir David Livingstone var Nil nehrinin kaynağını bulmaya çalışan ve Afrikayı kuzeyden güneye yürüyerek geçmeye çalışan ilk adamımız. Sonra John Park var doktorumuz, zenginliği dillere destan şehir Timbuktu' ya ulaşmaya çalışıyor. Sonra Livingstone' dan 3 yıl haber alınamayınca onun akıbetini araştırmaya giden gazetecimiz var, vs.. Kitap böyle akıcı resimli falan çerezlik bir şey...

Bu kitabı okurken elime bir de 2010 Nobel Edebiyat ödüllü "Kelt Rüyası" geçti. Bakalım bu saracak mı derken bir baktım ilk 50 sayfayı yemişim. Ancak sevgili okuyucular tesadüfün de bu kadarı! Kelt rüyasındaki kahramanımız Roger' da Afrikayı keşfetme heveslisi bir konsolos çıkmasın mı? Birlikte okunması gereken iki kitabı nasıl olup da aynı anda ve bilmeden okumaya başlamışım kendime inanamadım. Şimdi elimde kah kelt rüyası kah kaşifler, birbirini destekleyen iki kitap ne kadar keyif veriyormuş insana.

Kesinlikle tavsiye ediyorum. Bu iki kitabı alın, beraber okuyun, siz de çok zevk alacaksınız.

ENTELKÖY-EFEKÖY

Dünkü sinema seansımızda "Entelköy Efeköy' e karşı" vardı. Son zamanlarda en çok güldüğüm filmdi herhalde. Daha çok "noname" oyuncuların olduğu, Türkiye resmini şipşak bu kadar net çizebilen, köy' ün ne olduğunu-ne olması gerektiğini bu kadar eğlenceli anlatabilen bir başka film var mı sizce?



Klişe espriler de vardı bol basit küfürler de. Ancak filmi ucuzlatmamıştı. Oyuncuların şive yapmak uğruna zaman zaman komik duruma düşen replikleri de vardı, amatör oyunculukları da... Ama nedense 2 saatlik film su gibi aktı geçti. Tam "sıkılıyorum galiba" dediğim yerde bir atraksiyon girdi. Komik Türk filmlerini seviyorum ben. Eyvah eyvah, Dondurmam Gaymak hatta Recep İvedikler...


Entelköy'ün devamı da gelebilirmiş, ne diyeyim artık takip etmek boyun borcu:))

4 Ocak 2012 Çarşamba

KREDİ KARTSIZ APPLE ID OLUŞTURMA

Aradım buldum. Paylaşmak istedim.


Benim gibi i-pad ya da i-phone' ununa sadece "free" uygulamalar yüklemek isteyenler vardır aranızda. Bunun için ilk edinmeniz gereken bir Apple id. Sırf bunun için kredi kartı numaranızı paylaşmak istemiyor musunuz? Nette kısa bir araştırmadan sonra şu siteyi buldum, uyguladım, oldu.



Bir kaç uygulama indirdim bile, siz de deneyin!

2 Ocak 2012 Pazartesi

SecReT

Blogumun adını değiştirince bir nevi "secret" mı yapmış oldum bilmiyorum. "Tatil Tadında Hayat" dedim dedim, bir türlü çalışamıyorum. Çalışmaya başlayacağım, bir yılı kesintisiz tamamlayacağım bu sefer diyorum, olmuyor. 2009' dan bu yana her sene hamile kalan ben ve bedenim tebrikleri hakediyor kanısındayım.



Hal böyle olunca evde geçirdiğim zamanlar arttı. Baby TV ve Baby first' ten allah razı olsun, Ece başka türlü yemek yemiyor. Ben de zaten yemek yedirirken izlediği için başka zaman TV izlemiyorum.


Ancak şimdiki haber bir başka. Üstün Dökmen Star TV de bu haftadan itibaren her gün saat 14.00 de program yapmaya başlıyormuş. Ev kadınlarının %30' u izlese Türkiye' de büyük bir dönüşüm yaşanabilir. Bu haber beni çok mutlu etti.


Desperate Housewifes' ın son sezonu başladı başlayalı bir bölüm bile izleyemedim. Saati denk gelmiyor. Salı geceleri 20.00 evin en civcikli anları.


Ancak Dexter' ı hiç kaçırmadım. Onun da son sezonu CNBC-e De 23.00' de. Ece uyur, anne yatağa kurulur. Ailemizin katili zaman zaman uykumu kaçırsa da vazgeçemiyorum kendisinden. Ha bir de Alper'in beni şiddetle kınadığı Feriha'm var. Ne yapalım insanın arada bir düşünce düğmelerini kısması gerek değil mi?


BİR KİTAP BİR FİLM

Yeni yılın ikinci gününde bir kitap bir film benden.



İlk kitap okunmaya epey geç kalınmış, en hüzünlü romanlar serimin 1. sırasında yer alabilir. Şeker Portakalı belki bir çoğunuzun çocukluk kitabıdır en sevdikleri arasında yer alan. Uyku tutmayan bir gece kütüphaneden seçilmiş bir kaç kitabın içinden okumaya başladığım, sonrasında bitmesin diye yavaşladığım, ağla ağla bir hal olduğum bu MİNİK KİTAP her yaştan insanın okuması gereken "küçük bir çocuğun acıyla tanışma hikayesi" Yazarı Vasconcelos' un hasyatından izler taşıyormuş, gerçeğe değdiğini düşündükçe daha da üzülüyor insan. Fakirliğin pençesinde bir aile, 5 yaşındaki zeki bir çocuğun buna isyanı ve mücadelesi ve aile olabilmenin incelikleri. Yada bir ebeveyn olabilmenin diyelim. Bir kez daha sevgi' nin gücünü gösteriyor.


Filmimiz ise 2011' in en çok gişe yapan filmi Alacakaranlık serisinin son filmi "twilight breaking dawn"




Edward ve Bella muradlarına eriyorlar fakat bu sefer aralarına bir "fetüs" giriyor. Hamile bayanların iki kez düşünüp öyle izlemesi faydalı olur.


Bence Jacob yine muhteşemdi. Vampirci değil, kurtadamcı olduğumu belirtmiştim daha önce. Hatırlamayanları şuraya alalım.

İzlenmeye ve okunmaya epeyce gecikilmiş iki kült yeni yılın ilk postu oldu. Hayırlısı...